x

Dünyayı Kuşatan Yüreğin Anısına

Dünyayı Kuşatan Yürek

mucahid yıldız

Kosova, Osmanlı'nın Avrupa'ya açılan kapısı

Bahattin abinin 2012'de yorum-online'da yayımlanan 'Balkanlardaki ve Türkiye'deki Müslümanların ilişkileri daha kuvvetli olmalı' başlıklı gezi notlarını tekrar okudum.

İmkânı olanların bizzat oraları gidip görmeleri ve bizzat o beldelerimizin havasını teneffüs etmeleri elbette çok daha etkili olur. Çok gezen mi, çok okuyan mı daha çok bilir tartışması, sonucu alınmayacak bir münakaşa olarak hep devam edecek. İmkanlar dahilinde her ikisinin de yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Kosova'da 14. yüzyılın sonunda elde edilen zafer tarihi bakımdan önemlidir. Zira, Osmanlı Devletinin üçüncü padişahı Murad Hüdavendigar, daha İstanbul bile fethedilmeden önce Bulgaristan topraklarını Osmanlı sınırları içine almış, Kosova'da elde ettiği büyük bir galibiyetle, İslam âleminin doğudan Avrupa'ya kapısını açmıştır.

Bu yazımızda Kosova'yı mevzubahis etmemin sebebi, ABD'nin Kosova'da Sırplara karşı yaptığı yardımları bir baskı aracı olarak kullanması ve Kosova'yı devlet olarak tanıyan Siyonist İsrail'de ve özellikle de Kudüs'te Kosova'nın büyükelçilik açacağını bildirmesidir. Kosova'nın Prizren şehrinden bir dostumuzun belirttiğine göre, Arnavutların çoğunlukta olduğu koalisyon hükümeti böyle bir karar aldı. Zira daha önce Kosova ile Sırbistan arasında Washington’da yapılan bir anlaşmada böyle bir zorunluluk getirilmişti. Maalesef ne Kosova'da ne de dünyanın herhangi başka bir yerinde bu karara herhangi bir tepki gösterildiğini ben duymadım.

Almanya'dan Osman Özaydın kardeşimiz, sosyal medyadaki bir paylaşımında Suriye'de devam eden vekalet savaşının Avrupa'ya sıçraması halinde merkezinin Arnavutların çoğunlukta olduğu Kosova'da olabileceğini ifade etti.

Balkanlar Osmanlı Devletinin gelişme ve büyümesinde çok büyük bir öneme haiz stratejik bir bölgedir. Balkanlar'daki halk ve özellikle de milliyetçilik hareketleriyle Müslüman oldukları unutturulan Arnavutlar, yüzyıllardır adalet içinde yaşadıkları devlete karşı suiistimal edildiler. Bugün Kosova'ya baskı ile yaptırılan, ABD-İsrail ortaklığıyla devam eden tarihi süreçtir.

Osmanlı Devleti'ne oynanan bu oyunlar karşısında herkese malum olduğu gibi II. Abdülhamid Han, 33 yıl boyunca sıkı bir istihbarat ağı kurarak devleti ayakta tutmayı başardı. Osmanlı'yı devirmek isteyenler her türlü hile ve desiseyi mubah olarak görürken, cihan devleti hiçbir zaman adaletten taviz vermemiştir. Hükmü altındaki topraklarda yaşayan halkı sömürmeyi, ya da topraklarındaki zenginlikleri gasp etmeyi hiçbir zaman düşünmedi.

Abdülhamid Han'ın tahtta olduğu dönemde, Yahudi asıllı İngiliz casusu Herbert Aubrey, Osmanlı topraklarını gezip dolaşıyor ve raporlar hazırlayarak bunları İngiltere hükümetinin hizmetine sunuyordu. Aubrey arkadaşı Leland ile Yemen'de bir şehrin pazarında dolaşırken, burada büyük bir ticari potansiyel bulunduğunu tespit etmiş, Türkler ‘in bundan istifade etmesini bilmediklerini ifade etmişti. Hâlbuki Osmanlı Devleti'nin buralardaki varlığının tek sebebi adaletin tecellisini sağlamaktı. Batı kültürünün ürünü ve Siyonizm’e hizmet için yetiştirilmiş bir casusun bunu anlaması elbette mümkün değil. Anlamış olsa bile inancının temelinde kapitalist emperyalizmin her şeyin üstünde olduğu düşüncesi mevcut.

Batı Avrupa ülkelerine baktığımızda bunun tam tersi bir durumla karşılaşıyoruz. Amerika kıtasının batılılar tarafından keşfiyle birlikte mütemadiyen devam eden sömürü faaliyetlerinde, ayak bastıkları her yerin zenginliklerini yağma etmekten başka bir amaçları olmadı. Ancak bu suçlarını örtbas edebilmek için ise gittikleri yerlere Avrupa medeniyeti götürdüklerini ve yerli insanların birer barbar, hatta insan bile olmadıklarını iddia ettiler. Her türlü aracı kullanarak milyonları buna inandırdılar. Bugün de demokrasi ve insan hakları götürdüklerini öne sürerek işgal ettikleri topraklarda yeraltı ve yerüstü her türlü kaynakları yağmalamaktalar.

Osmanlı Devleti kendisini hiçbir zaman bir imparatorluk olarak ifade etmedi. Osmanlı'da devletin adı 'Devleti Ali Osmani' idi. İmparatorluk emperyal amaçlar güden, yani çevresine yayılarak daha çok büyümek daha çok ülkeleri işgal etmek ve buraları iliklerine kadar sömürmek için çalışır. Tarihteki en çarpıcı örneği Roma İmparatorluğudur. Karşısına çıkanları acımasız bir şekilde ezip geçen ve bu konuda hiçbir ölçü tanımayan vahşi ve acımasız bir rejim. Sömürgeci ülkeler de her zaman Roma'yı örnek aldılar.
 

Mucahid YILDIZ

21.03.2021, Krefeld

Bu yazı bahattinyildiz.com için kaleme alınmıştır. Yayın tarihi: 02.04.2021

 

ÖNCEKİ YAZILAR

 

Ziyaretçi Defteri
Yükleniyor
Yükleniyor...