x

Dünyayı Kuşatan Yüreğin Anısına

Bahattin Ağabey'de Tarih Ufku

 

Bahattin Ağabey’in Gözünden Akkoyunlular’a Bir Bakış

 

     XI. yüzyılda Oğuzlarla birlikte Mâverâünnehr’e gelen Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri, XIII. yüzyılda buraları Moğolların istila etmesinden sonra Âzerbaycan ve Anadolu’ya intikal etmişlerdir. Anadolu’nun doğusuna gelen Akkoyunlu Türkmenleri, XIV. yüzyılda Van Gölü, Bitlis, Diyarbakır ve Bayburt dolaylarını hâkimiyetine almışlar ve Kara Yülük Osman Bey önderliğinde beylik kurmuşlardır. XV. yüzyılda ise pek çok Türkmen boyuyla birleşerek devlet haline gelen Akkoyunlular, Doğu Anadolu, Irak, İran ve Âzerbaycan gibi kıtalararası ticaret ve göç yolları üzerinde bulunan ve stratejik önem taşıyan geniş coğrafyayı ele geçirerek imparatorluğa ulaşmıştır.

     XV. yüzyıldan itibaren oldukça geniş bir coğrafyaya hâkim olan Akkoyunlular, başta Diyarbakır, Mardin, Tebrîz olmak üzere Urfa, Harput, Cizre, Nahçivân, Bağdad ve Şîrâz gibi pek çok şehri sadece siyasî yönden yönetmekle kalmamışlar, aynı zamanda buraları bayındır hale getirmek için eğitim faaliyetlerinin yürütüldüğü ve bilimsel çalışmaların gerçekleştirildiği medreseler tesis etmişlerdir. Bunun yanında Akkoyunluların medrese inşa etmelerindeki bir amaç da Fâtimîler Dönemi’nden beri varlığını güçlü şekilde hissettiren Şiîlik olmuştur. Zira Akkoyunlular, medreselerde Sünnî karakterde bir eğitim vermişlerdir. Nitekim onların en büyük rakibi Şiî Karakoyunlulardı. Bu devletle hem siyasî hem de kültürel açıdan bir savaşım içine girmişlerdir.

     Pek çok Türk-İslam devletinde olduğu üzere Akkoyunlu medreselerinin de çok büyük oranda benzer usûl mevcuttu. Söz gelimi medreselerin gelir ve giderlerini karşılamak için vakıflar tesis edilirdi. Bu kurumların nazarat ve teftişinden "Divân-ı Sadâret" sorumluydu. Tedris edilen dersler ve müzakere edilen mevzuların yanı sıra öğretim kadrosu ve medrese müştemilâtı hemen hemen aynıydı. Medreselerin kurulduğu coğrafyalardaki halkın etnik ve dinî durumları daima göz önünde bulundurulmuştur. Bunun en güzel örneği Akkoyunluların, Anadolu’nun güneydoğusunda, Mardin ve Diyarbakır şehirlerinde inşa ettikleri medreselerdir. 

     Akkoyunlu medreselerindeki müderrisler ve bilginler ilme oldukça vâkıflardı. Bunun en önde gelen sebebi, Akkoyunlu hükümdarlarının güttüğü eğitim ve bilim siyasetiydi. Bunun yanında bir diğer sebep ise değişim ve dönüşüm süreci olan XV. yüzyılda Orta Asya’dan Anadolu’ya, geniş bir coğrafyada yaşanan tasavvufî yükseliş ve siyasî düzensizliğin neticesinde bilginlerin güvenli bölgelere gerçekleştirdikleri seyahatti. Bu süreçte özellikle Azerbaycan’dan Anadolu’ya pek çok şair yerleşmişti. Diğer önemli etken de Akkoyunluların jeopolitik konumuydu. Çünkü Anadolu’nun doğusunda, İran ve Mezopotamya gibi kadim uygarlıkların bulunduğu bölgede, kurulan Akkoyunlular, Batı’da oldukça zengin kültür çevresi oluşturan Timurlulara komşu iken, Doğu’da fethettiği İstanbul’u âdeta XV. yüzyılın bilim ve kültür merkezi haline getirmeye çalışan Fatih Sultan Mehmet’in Osmanlısına komşuydu. Güneyde ise hem siyasî hem de kültürel açıdan kilit rol oynayan Memlûkler hâkimiyetlerini korumaktaydılar. Dahası hac ibadetlerini eda etmek isteyen Müslümanların kutsal topraklara gidiş güzergâhı yine Akkoyunlu topraklarından geçmekteydi. İşte böylesine zengin bir kültür kavşağında bulunan Akkoyunlu medreseleri pek çok âlim, şair, mutasavvıfı, tarihçileri, gök bilimcileri ve matematikçileri ağırlamıştır. Ali Kuşçu’dan İdris-i Bitlisî’ye, Abdurrahman Câmi’den Celâleddîn Devvânî’ye, Fazlullâh b. Ruzbihân-i Huncî’den Ebû Bekr-i Tihrânî’ye, Fuzûlî’den Gülşenî’ye, Mîr Sirâceddîn Abdulvehhâb’tan Dede Ömer Rûşenî’ye daha pek çok münevver, Akkoyunlu Devleti’ne intisap etmiştir.

     İşte Türk ve İslam tarihinde oldukça mühim bir role sahip olan Akkoyunlu Devleti bu önemine karşın bizim müfredatımızda hak ettiği yeri almadığından dolayı toplum belleğinde de pek karşılık bulmaz. Buna rağmen Bahattin Ağabey’in zihninde Akkoyunluların ayrı bir yer tuttuğunu defalarca kez yaptığımız sohbetlerde açığa çıkmaktaydı. Daha tarih eğitimime başlamadığım bir dönemde evinde yaptığımız bir sohbet sonrasında kendisinde iki tane olduğu için birini bana hediye ettiği bir kitap vardı o kitap; J. E. Woods’un  Akoyunlular: 300 Yıllık Türk İmparatorluğu Akkoyunlular: Aşiret, Konfederasyon, İmparatorluk (15. Yüzyıl Türk–İran Siyaseti Üzerine Bir İnceleme) İdi. Daha 1993 yılında çevrilen kitabı bana hediye ettiğinde yıl 1994’tü öyle sanıyorum ki daha o yıllarda alanının uzmanlarından da önce temin edip kitabı okumuştu bana verdiği eserin hemen yanında notlar vardı. Satırı satırına okunmuştu kitap o zamanlar bu kitabın çok kıymetini anlamazsam da öğrenim yıllarında ne kadar kıymetli bir eser olduğunu kavramıştım. Şimdilerde ise eserin hiç kuşkusuz baha biçilmez bir de manevi değeri oluştu. 

     İşin daha çarpıcı olan noktası ise Fetö denen illet bu kadar güçlenmemiş ve bu kadar gündem olmadığı yıllarda Bahattin Ağabey’in Akkoyunlu tarihi üzerinden bu tarz bir tehlikeyi okumuş olmasıydı. Örneğin o Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın Kur’an-ı Kerim’i Türkçe’ye çevirtip tüm cami ve medreselerinden okutturmasını Batıniliğe ve hurafelere karşı bir mücadele yolu olduğunu söylemiş ve Kur’an’ın kendisi ile muhatap olan toplumların hurafelere itibar etmeyeceği gerçeğini dillendirmişti. 

     Akkoyunlu devletinin yaşadığı tarihsel tecrübeyi Bahattin Ağabey’den naklederek şöyle toparlamak mümkün olabilir: İslamiyet’in yayılması ile İran ve çevresinde bulunan Mecusilik gibi kadim inançlar ve eski İran gelenekleri yok olacak derecesinde gerilemişlerdi. İslam’ın siyaseten ve kültürel açıdan hakim unsur haline gelmesi ile ancak gizli bir biçimde Batıni unsurlar içinde yaşam alanı bulabilen kadim gelenek ve inançlar Moğol istilasının Sünni hilafeti yıkması neticesinde yeniden yeşerme ve yayılma imkanı bulmuştu. Moğol istilasının bu bağlamda iki önemli sonucu olmuştu. Şiîliğin İran’a sıçraması ve kadim geleneklerin yeniden canlanma imkanı bulmuştu. Her iki unsurunda ortak hedefi Sünni otorite idi. Bu ortaklığında etkisi ile olsa gerek İran sahasında şekillenen Safaviye tarikatı gizili ve sinsi bir işleyiş ile Şiîliği batını ve İran’ın kadim gelenekleri ile birleştirerek siyasi hedefleri olan bir tarikata dönüşmüştü. Şeyh Cüneyd ile bil-fiil bu uğurda mücadele eden Safaviler bu mücadelelerini sadece cenk meydanında savaşarak yapmamışlardı. Tarikatın masum göründüğü dönemlerde hanedan mensupları ile sıkı akrabalıklar kurarak bu akrabalıkları da bir meşruiyet aracı olarak kullanarak devleti sinsi bir biçimde ele geçirmişler en nihayetinde karşı karşıya gelmek kaçınılmaz hale geldiğinde Akkoyunlu devleti bu tarikat karşısında çaresiz kalmış ve hâkimiyet Safavilere geçmişti. İşin aslına bakılacak olursa daha en başından Akkoyunlu hükümdarları bu tarikatın sinsi emelleri ve sakat bir akideleri olduğunu biliyorlardı. Buna rağmen bunlara kapı açmış akrabalık kurarak meşruiyet kazandırmışlardı. Bunu yaparken ise sadece siyasi rakipleri olan Karakoyunlu devletine karşı kullanılacak bir koz olarak düşünmekteydiler. Fakat kontrolden çıkan tarikat elde ettiği ziyadesiyle gücün neticesinde kendilerini himaye eden devletin sonunu getirmiş ve İslam tarihinin en ciddi problemlerini ortaya koyacak olan bir siyasi gücün ortaya çıkmasını sağlamıştı. Farklı farklı sohbetlerinin bir derlemesi olan bu ifadelerden hareketle ağabeyin her şeyden önce tarihi sadece Anadolu’nun ve Osmanlı’nın tarihi olarak görmediği geniş bir coğrafyanın tarihini kucakladığını göstermektedir. Daha da önemlisi bu ülkede ancak 15 Temmuz sonrasında konuşulan mevzuları o çok daha öncesinde görmüş ve dillendirmişti. 

Kemal Ramazan HAYKIRAN
 

 

Bu yazı bahattinyildiz.com için kaleme alınmıştır. Yayın tarihi: 04.02.2021

 

 

 

Kemal Ramazan Haykıran

Bahattin Ağabey’in Gözünden Gazi Umur Bey

Kemal Ramazan Haykıran

Bahattin Ağabey'de Tarih Ufku

Ziyaretçi Defteri
Yükleniyor
Yükleniyor...