x

Dünyayı Kuşatan Yüreğin Anısına

Emin BATUR

Bahattin Abi ile Ankara-İstanbul Seyahati

Hani derler ya; “Dün ne yediğimi unuttum!” Ben de öyle. Yaş ilerledikçe unutkanlığımız artıyor.

Ama Bahattin abi ile Ankara’dan İstanbul’a yaptığım otobüs seyahatini aradan o kadar yıl geçmesine rağmen unutamıyorum ve o gün neredeyse tüm ayrıntıları ile hafızamda.

ANKARA HACI BAYRAM 90‘lı yılların başıydı, 80’lerin sonu da olabilir. O yıllarda bir kulağımız Afganistan’daydı. Oradan gelecek her haberi yutarcasına okuyoruz. Bilhassa mücahitlerin
Rusları, ilkel silahlarla nasıl perişan ettiklerini öyle bir heyecanla okuyoruz ki, bizim o heyecanımızın yerini ne futbol müsabakaları, ne aksiyon filmi ne de diğer dünyevi heyecanlar tutmuyor. Tam böyle bir zamanda Ankara’ya gitmiştim. Ankara ziyaretimi bitirmiş İstanbul’a dönmek üzere Hacı Bayram Camii civarındaki kitapçılarda dolaşırken karşıma Bahattin abi çıkmaz mı? Hazine bulmuş gibi sevindim. Üstelik “Ben de İstanbul’a gidiyorum!” deyince sevincim iki katına çıktı. Çünkü kendisi sık sık Afganistan’a gidip-geldiği için (Bu arada cephede iken omuzuna bir şarapnel isabet ettiği için kolunu düzgün kullanamıyordu… Bahattin abi o sakat kolla bizlere örnek olacak şekilde, ağır bir iş olan inşaatlarda izolasyon işini yapmaya devam ederdi. Yani Cephede tetik çeken eller, barışta kalem tutarken, rızkını kazanmak için de böyle ağır bir işi yapan örnek biriydi Bahattin abi…)

Onda her zaman Afganistan ile ilgili taze haberler bulunurdu.

-    Abi gidip İstanbul’a bilet bakalım!
-    Yahu Emin ne bileti karrdeşim! (öğüt vermek istediği zaman hitap ettiği kişi veya topluluğa ‘kardeşim’ derken ‘r’ nin üzerine bastırır ağzından iki-üç tane ‘r’ çıkardı) Otogara gider, karşımıza çıkan ilk otobüse atlar gideriz.

“Eyvallah...” dedim ama içimden “biraz temiz düzgün bir firmanın otobüsüne binseydik daha iyi olmaz mıydı? “ diye de geçirmedim değil.

AFGANİSTAN-PAKİSTAN HATTINDA OTOBÜS SEYAHATİ
Ancak biraz sonra Afganistan ve Pakistan’daki otobüs seyahatlerini anlatınca, bu düşüncemden utandım. Dediği şekilde otogara gidip hareket etmekte olan bir otobüse elimizi kaldırıp bindik. (O yıllar öyleydi. Otobüslerin çoğu minibüs gibi çalışırdı. Otobüsler indir-bindir yapar, aradaki şehir ve büyük yerleşim yerlerine uğrar, otobüste sigara içilir, hoşunuza gidip-gitmesin yeter ki, şoförün hoşuna gitsin müzik çalınır vs.) Otobüse bindiğimizde gece saat 11.00 civarıydı. Koltuklarımıza oturduk. Ama ruhlarımız o anda Afganistan’a uçtu bile…

SARIK-PAÇA-AYAK
Kulağımı Bahattin abiye vermiş Tek kelimesini kaçırmadan dinliyorum. “Orada Otobüse binmek için bilet almak sıraya girmek ve benzeri gibi şeyler yok.” Diyerek başladı konuşmaya. “Zaten otobüsün ne zaman gelip ne zaman hareket edeceği de belli değil. Otobüs durak yerine ulaştığında Herkes kapılara hücum eder ve erkekler başlarındaki sarığı basket topu gibi kullanarak, koltuklara fırlatır. Sarığın düştüğü koltuk oraya oturacak kişiyi de belirlemiş olur. Ben de mücadeleye katıldım ve kendime bir koltuk buldum. Saati belli olmayan bir zamanda hareket ettik. Hareket eder etmez Sağ ve sol omuzumun üzerinden iki tane ayak-paçanın uzandığını gördüm. Tepem attı. Ayağına vurarak ‘çek şu ayağını omuzumdan!’ dedim. Ama baktım ki, etrafta herkes aynı şeyi yapmış. Otobüsü beklerken milletin ayağına kara sular inmiş olacak ki, dinlendiriyorlar. Binaenaleyh ayağına vurduğum yolcu da yüzüme ‘ne dünya görmemiş adam’ manasında bakıp bir şeyler mırıldandı. 

OTOBÜS
Baktım olacak gibi değil. İlk mola yerinde şoföre üst katta seyahat etmek istediğimi söyledim.
‘Tamam!’ dedi. Üst kat dediğim, iki katlı otobüs olarak düşünme! Otobüsün üstünü iplerle çevirmişler, orada eşya ve otobüste yer bulamayan yolcular taşınıyor. Sıcak havadan bunalıp rüzgârın püfür püfür estiği üst katı tercih edenler de var.  

YOL
Münasebetsiz adamın ayak kokusundan kurtuldum ama yukarıda beni başka bir tehlike bekliyormuş.
Şimdiye kadar geldiğimiz yol asfalt değil ama eh, şöyle böyle idare ediyordu ama şimdi yol bitti çölde ilerliyoruz. Gece olmuş tepemizde yıldızları tam seyre dalacakken ‘Güm!’ diye bir çukura düşüp çıkmamızla az daha otobüsün damından çölün ortasına fırlayacaktım. Can havliyle halatlara yapıştım. 
Halatlar otobüsün üstünü bir nevi boks ringine çevirmiş. Eşyalar otobüsün tepesine yığılıp bağlanırken, bu halatlar da herhalde yolcuların fırlayıp aşağı düşmemesi için düşünülmüş.
Diğer yolcular bu sadmelere alışık olduğu için eşyaların arasında uyuyan bile var ama ben gözlerini dört açmış, halatlara sıkı sıkıya yapışmış vaziyette böylece çölün ortasında çukurlara gire çıka ilerlerken stresten mideme kramplar girdi.

KERVANSARAY
Gecenin gündüze karıştığı bu yolda otobüs istirahat için bir hanın yanında durdu. İşkenceden kurtuldum diye öyle bir sevindim ki… Kendi kendime ‘Bu kadar stres ve yorgunluktan sonra kafayı vurduğum gibi mışıl mışıl uyurum artık’ dedim. 
Hana girdik ki, han dökülüyor ve çok pis. Yatmak değil durmak mümkün değil. Hancıya içeride yatamayacağımı bir şilte verirse damda yatacağımı söyledim. Hava sıcak. Bir şilte bir yastık verdi aldım çıktım ama yastığa bakıyorum kirden ilk rengi nedir kestiremiyorum siyahlaşmış. 
Naçar mendilimi çıkardım serdim kafamı koydum bu sefer kokudan zıpladım. Yastığı bir kenara koydum kendi kendime, ‘Sanki hiç yastıksız yatmamışım gibi nedir bu rahatlığa olan düşkünlüğüm’ deyip yorgun bedenimi uykunun müşfik kollarına teslim ettim” 

İSTANBUL
Bahattin abinin anlattıklarına kendimi öyle bir kaptırmışım ki, “…… Uykunun müşfik kollarına teslim ettim”  demesiyle, ben de gayri ihtiyari yüzümü cam tarafına çevirdim ki, ne görevim? Gün ışımış. İstanbul’a gelmiş köprünün üstündeyiz.
Güldük.
İkimiz de neye güldüğümüzün farkındaydık.

Emin Batur

Bu yazı bahattinyildiz.com için kaleme alınmıştır. Yayın tarihi: 05.03.2021

 

Ferman Karaçam

Yıldızlar Göğün Süsüdür

Emin BATUR

Bahattin Abi ile Ankara-İstanbul Seyahati

Ömer LEKESİZ

Bahattince Bir Ufuk

Selahaddin Eş ÇAKIRGİL

Bahauddin (Bahaddin) YILDIZ'ın, bir 'gönül eri'nin ardından

Arif ALTUNBAŞ

Aydınlık Savaşçıları

Ziyaretçi Defteri
Yükleniyor
Yükleniyor...