
Toplumların gelişme seviyeleri, maddi kaynaklardan ziyade manevi değerlere olan bağlılıkları ve bu değerlere uygun bir hayat sürmeleriyle mümkündür.
Bu ise eğitim ve öğretimle, edep ve ahlaki değerlere bağlılığın artmasıyla olur.
Herhangi bir hayvanı çeşitli yollarla terbiye edip ona birtakım şeyleri öğretebiliriz. Ancak bu onu hayvan sıfatından daha yüksek bir seviyeye taşımaz. İnsan ise aldığı terbiye, eğitim ve öğretim nispetinde daha ulvi bir seviyeye doğru gelişme gösterir. Bu söylediklerimin belirli tahsillerden geçtikten sonra alınan diplomalar ve birtakım unvanlarla ilgisi yoktur. İsimlerinin önlerinde nice unvanlar taşıyan kimseler vardır ki, dünyanın başına bela olmuşlardır.
Âcizane bu yazımda ben daha çok eğitim ve öğretimin önemi üzerinde durmak istiyorum. Bahattin abi, hanımı Emine yengenin görevi icabı Almanya'daki caminin lojmanında kaldığı günlerde, eğitimin önemine binaen, diğer birçok meşguliyetleri olmasına rağmen, camideki çocuklar ve gençlerle ilgilenerek eğitimlerine yardımcı olmuştu. Çocuklarla ve gençlerle ilgilenmenin ve onlara gereken edep ve ahlak kurallarının öğretilmesi, toplum içinde nasıl oturulup kalkılacağını görmeleri ve kendilerinin uygulaması. Bunlar ihmal edilmemesi gereken çok mühim meselelerdir.
Okullardaki tahsil meselesi bu mevzunun en hassas ve mühim tarafını teşkil eder. Memleketimizde maalesef Osmanlı devletinin yıkılışından sonra kurulan cumhuriyetle birlikte gerçekleştirilen harf cinayeti, hepimizce malum olduğu üzere tarihimizle bağlarımızı tamamen kopardı. Hâlbuki Osmanlı devleti tarafından uygulanan eğitim ve öğretim programlarının son dönemde bile, özellikle İkinci Abdülhamid Han devrinde, ne kadar büyük ve hızlı ilerlemeler sağladığı herkesçe bilinmekte. Hem o döneme ait, hem daha gerilere gidilerek Osmanlı'nın eğitim konusundaki tecrübelerinden, sisteminden istifade etmek için slogan vari yaklaşımlardan daha öteye giderek gerçekten günümüz şartlarında uygulanabilecek daha verimli sistemler geliştirmek gerekir.
Cumhuriyetle birlikte eğitim sistemimizde ABD örnek alınmış, hatta kontrolüne verilmiş, ancak ABD'deki gibi bir gelişme söz konusu olmadığı gibi böyle bir hedef dahi gözetilmemiştir. Tam aksine gelişmenin önüne geçerek, bilimde yetişen insanlarımız acımasızca harcanmıştır. Günümüze baktığımızda ise yüksek tahsil görmüş milyonların meydana getirdiği işsizler ordusu ile karşı karşıyayız.
Batı Avrupa ülkelerindeki eğitim sistemini kısaca bir gözden geçirecek olursak, insan yetiştirme konusunda, Osmanlı'da olduğu gibi, öncelikle kişinin kabiliyet ve istekleri göz önüne alınır. Buna göre ilk mektep sonrasında yönlendirme başlar. Bu takip edilen strateji, bir insanın toplum içerisinde faydalı bir kişi olarak yetişmesi için illa da üniversite bitirmesinin şart olmadığını gösterir. Zaten kişinin bilgeliğinin, münevver bir şahsiyete sahip olmasının yüksek tahsille doğrudan bir alakası da yoktur.
Almanya'daki uygulamada, bir meslek sahibi olmak için ille de üniversiteye gitmek gerekmediği konusunda hemen herkes aynı fikirdedir. Eğitim seviyesini yükseltmek isteyenler için her şehirde kütüphanelerin kapıları ardına kadar açıktır. İnternet ise, bilgi kirliliğine dikkat etmek şartıyla, zaten bu amaç için çok geniş kaynakları hizmetimize sunmaktadır.
Mesleki eğitimler Almanya'da 2 ya da 3 yıl sürmekte. Haftanın 3 günü seçtiği mesleğe göre öğrencinin iş yerinde pratik çalışma yapması, 2 gün ise müstakbel mesleğinin gerektirdiği teorileri öğrenmesi için uygun olan okula gitmesi sağlanır. Bu sistemle, örneğin bir oto tamircisi olmak isteyen öğrenci, üç gün tamirhanede tatbikatlı çıraklık eğitim alırken, iki gün de mesleğinin ticari, hukuki ve güvenlik gibi konularını öğrendiği okula gider. Böylece belli meslek gruplarında yetişen kalifiye insanlar, gelecekte kendi iş yerlerini açarak, diğer insanların çalışabilecekleri yeni iş alanları meydana getirirler. Aynı şekilde üniversitelerde yetişen kaliteli uzman kadrolar, yine yüzlerce kişinin ekmek kapısı olabilecek büyük işletmelerde çalışacak işgücünü meydana getirirler.
Memleketimizde üniversite öğrencileri de, halkta görüldüğü gibi aşırı bir şekilde politize edilmektedir. Elbette şiddetin kesinlikle yeralmaması şartıyla, siyasetin konuşulmasında, fikirler arasında münazaraların yapılmasında fayda var. Politize olan kişiler ise körü körüne bir partiye taraftar olup onun propagandasını yapmanın her şeyden daha önemli olduğunu düşünürler. Üniversiteler herşeyden önce, tüm insanlığa, vatana ve millete hizmet etmek için ilmi çalışmaların yapıldığı kurumlar olmak zorundadır. Hiçbir parti ya da politik görüşün propoganda ve provokasyon meydanlarına dönüştürülmemelidir.
Eğitim ve öğretim, ülkemizin gelişmesi ve kalkınması, madden ve manen tüm insanların hayrı için herşeyden çok daha önemlidir. Vesselam.
Mucahid YILDIZ
18.02.2021, Krefeld
Bu yazı bahattinyildiz.com için kaleme alınmıştır. Yayın tarihi: 05.03.2021
Kosova, Osmanlı'nın Avrupa'ya açılan kapısı
Eğitimde Keyfiyet, Kemiyetten Daha Mühim ve Elzemdir
Paris'te Afganistan'ı Konuştuk
Belgrad ormanlarında kahvaltı ve spor talimi
