x

Dünyayı Kuşatan Yüreğin Anısına

Kemal Ramazan Haykıran

 

Bahattin Ağabey’in Gözünden Gazi Umur Bey

Anadolu’daki Türk tarihinin önemli aktörlerinden biri olan Gazi Umur Bey’i ilk defa Bahattin Ağabey’den duydum desem yeridir.

1999 yılının baharıydı Bahattin Ağabey ile her zaman olduğu gibi gençlerin olduğu bir ortamda sohbet halindeydik. Şuan anımsayamadığım bir genç vardı sanırım Bahattin Ağabey onu ilk defa görüyordu. Biraz ilgilendi onunla,  tanımaya çalıştı. Bu minvalde sorular soruyordu. Hangi okulda okuyorsun diye sorunca çocuğun Umur Bey Ortaokulu’nda okuyorum demesiyle konuşmanın rengi bambaşka bir boyut aldı. Aga, delikanlıya Umur Bey kimdi diye sordu. Çocuk bilmiyorum deyince de bir aa çekerek bozuldu. Olmadı şimdi dedi. Sonra başladı anlatmaya işin açıkçası Tarih bölümü birinci sınıf öğrencisi olarak bende sadece adını duyduğum Gazi Umur Bey hakkında bende fazla bir şey bilmiyordum. Aga’ya çaktırmadan kuyruğu dik tutarak bende dinlemeye başladım Bahattin Ağabey’i. “Bu İzmir’i fetheden bu şehir bizim olsun diye canından geçen bizim kahramanlarımızdan biridir aslanım.” dedi. Sonra uzun uzun Umur Bey’in denizciliğinden bahsederek bak bu çok önemli bir husus dedi. Şimdi tarih bilgimle hakkını veriyorum ki gerçekten çok önemli bir husus, beş bin yıllık tarihi olan Türklerin Anadolu’ya geldikleri tarihte denizi tanımış oldukları gerçeğini göz önünde bulundurunca, XIII. yüzyılda bir Türk beyin donanma kurarak Ak Deniz’de cirit atması gerçekten büyük bir olaydı.

    Gazi Umur Bey’in Haçlılar karşısında gösterdiği kahramanlıkları İzmir kuşatmasının inceliklerini en ince ayrıntısına kadar biliyordu Aga. Hatta bir tarihi coğrafya bilgisi olarak Umur Bey’in İzmir’de bıraktığı izleri de gayet iyi biliyordu. Bahri Baba durağının Umur Bey zamanında kurulan bir tekkenin arazisi olduğunu önce ondan sonra da tarihi kaynaklardan öğrendim. Ogün yeni tanıdığı bir delikanlının okulu bahanesiyle derli toplu anlattığı Umur Bey hakkında defaatle sohbetlerinde bahsetmişti Aga.  Peki kimdi Gazi Umur Bey, Aganın bu kadar önemsediği kendisinin de adaşı olan Gazi Bahaeddin Umur Bey Türkler tarafından tarihte dört defa fethedilen İzmir’in ikinci fatihiydi. Aydınoğlu Beyliğinin ikinci beyiydi. Umur Bey, Yukarı İzmir Beyi olduktan sonra ilk askerî faaliyet olarak, şehrin kıyı kesimini oluşturan ‟Aşağı İzmir”i kuşattı. Birkaç yıl sürdüğü anlaşılan kuşatmanın ardından 1329 yılında, Latinlerin elindeki kale fethedildi. Bu fetih, onun büyük bir gâzi olarak nam salmasının başlangıcı oldu. Aşağı İzmir’in fethinden sonra kısa sürede kurdurduğu tersanelerde yapılan donanması ile 1329 yılı içerisinde tekrar harekete geçerek ilk deniz seferine Bozcaada üzerine çıktı. Denizde yapılan savaşta düşmanlarına üstün geldi ve düşman gemileri geri çekilmeye zorladı.

    Umur Bey, babasına bağlılığını bildirdikten sonra İzmir tersanesinde büyük bir donanma inşasına girişmiş, hazırlıklar tamamlandıktan sonra da 1332 yılında donanması ile birlikte denize açılmıştır. Önce İşkopelos, İşperos, İpsara adalarını fethetti, ardında da Tuzla ve Mondonico kalelerini kuşattı ve anlaşma karşılığında kuşatmayı kaldırarak geri çekildi. Sonrasında tekrar denizlere açılan Umur Bey, Eğriboz kalesi ve şehrini haraca bağlayıp Menevşe kalesini ele geçirerek ve bir takım başka adaları da yağmalayıp bol ganimet ve esir ile İzmir’e döndü. Bu başarılarından ötürü Mehmet Bey yanında diğer oğulları olduğu halde bizzat İzmir’e gelerek oğlunu başarılarından dolayı tebrik etti.

    Umur Bey, normal şartlarda en büyük oğul olarak Hızır Bey’in hakkı olmasına rağmen ağabeyi Hızır Bey, diğer kardeşleri ve amcalarının müttefiken Ulubeyliğe kendisini seçmesinin sonucunda babasının ardından 1334 yılında Aydınoğulları Beyliği’nin ikinci Ulubeyi olmuştur. Aydınoğulları Beyliği ve Umur Bey’in Ege Denizi ve adalarındaki faaliyetlerinden en büyük ticarî zarara Latinler, yani İtalyan cumhuriyetleri ve özellikle de Venedik uğramaktaydı.

    Bunun sonucunda 1332 yılından bu yana bir haçlı savaşı düşüncesi Latinlerde belirmişti. Bu düşünce çerçevesinde bir haçlı donanması kuruldu ve kendisinin Birgi’de, babasının yanında bulunduğu sırada bu haçlı donanması İzmir’e bir saldırıda bulunsa da Umur Bey İzmir’e dönmeden bu saldırı Aydınoğulları Beyliği’nin İzmir’deki asker ve yöneticileri tarafından bertaraf edilmiş ve donanma geri çekilmek zorunda bırakılmıştı. Bu kez de babasının ölümü dolayısıyla Birgi’de bulunduğu sırada haçlı donanması İzmir’e tekrar saldırdı. Haberi aldıktan sonra Ulubey olarak ivedilikle İzmir’e dönen Umur Bey, haçlıların bu saldırısını da boşa çıkardı. Haçlı saldırılarını boşa çıkaran Umur Bey, donanmasını hazır hale getirdikten ve hazırlıklarını tamamladıktan sonra misilleme amacıyla Saruhanoğlu Süleyman Bey ile ittifak yaparak öncekilerden çok daha büyük bir donanma ile Ege Denizi’ne açıldılar. Ege Denizi’ndeki pek çok adaya akınlar düzenleyip, yağmalayıp, haraca bağladıktan sonra Mora Adası’na saldırdı ve buradan elde ettiği önemli bir ganimet ile birlikte 1335 yılında İzmir’e döndü.

    Bizans ile yapılan ittifak çerçevesinde Aydınoğlu Gazi Umur Bey ve donanması, Bizans İmparatorunun ayaklanan Arnavutlar üzerine yaptığı sefere katılmıştır. Epir ve Tuna Seferi de denilen bu iki sefer esnasında Umur Bey, Düsturnâme’deki anlatıma göre Mora’nın Korint (Germe) körfezinde geldiğinde gemilerini karadan yürüterek karşıya geçirmiş, oradan da hareketle Konstantinopolis (İstanbul) önlerine gelmiş ve buradan hareketle donanma ile Karadeniz’e geçerek kuzey Epir bölgesindeki isyanı bastırmış ve bölgedeki bazı yerleri de asi Arnavutlardan temizlemişlerdir. Karadeniz’e ulaştıktan sonra bu denize kıyısı olan Kili çevresini iki müttefik güç yağmaladıktan sonra bol ganimet ile geri dönülmüştür. Dönüş yolunda tekrar Korint körfezinden gemiler karadan yürütülerek karşıya geçilmiş ve İzmir’e dönülmüştür. Böylece Gazi Umur Bey tarihte bilinen ilk defa gemileri karadan yürüten hükümdar olmuştur. Onun bu faaliyetini şehzadeliği sırasında bu sefere katılan gazilerden öğrenen Sultan Fatih’e ilham olmuş böylece İstanbul’un fetih planlarında önemli aşamada kaydedilmiş olunmuştu.  

    Latinler, papanın öncülüğünde yeni bir haçlı donanması oluşturdular. Haçlı donanmasının İzmir’e saldırmasından sonra Umur Bey, kuvvetleri ile haçlıları Aşağı ve Yukarı İzmir Kaleleri arasındaki bölgede karşıladı. Yapılan savaşta iki taraf adına da kesin bir sonuç çıkmayınca önemli haçlı komutanları, kuvvetleri ile birlikte ülkelerine döndüler. 

    Tüm bunların ardından Umur Bey, diplomatik temaslarda bulundu. 1347-48 yılı içerisinde Latinler ile elçiler aracılığıyla yapılan görüşmelerde Aşağı Kale’nin yıkılması ve bazı ticarî imtiyazlar karşılığında Latinler ile anlaşmaya varılsa da papa bunu kabul etmedi. Anlaşmanın kabul edilmemesinin ardından Gazi Umur Bey, 1348 yılı içerisinde ordusunu toplayarak Aşağı İzmir Kaleye kuşattı. Cesurca, yiğitçe ve askerlerine cesaret vermek için en ön saflarda bizzat çarpışan Umur Bey, kale surlarına tırmanırken vücuduna saplanan bir ok sonucu şehit düşmüştür.

    İşte böyle bir kahraman olan Gazi Umur Bey Aga’nın da zihin dünyasında mühim bir yer işgal etmekteydi. Tarafımızdan kaleme alınan Denizlerin Efendisi Gazi Umur Bey kitabımı da Aga’nın vasiyeti olarak kabul ettiğim bir işti. Yine onun sözleri ile toparlayacak olursak böyle bir kahraman bizde değil de Batı’da olsaydı adını bütün dünyaya belletirlerdi demişti. Umur Bey için Aga fakat ne yazıktır ki bırakın Umur Bey’in adını dünyaya duyurmayı, Umur Bey’in şehit edildiği İzmir limanında onu şehit eden şövalye sn Piyer’in adı İzmir’de yaşatılmaya devam ediliyor, bu da hem Gazi Umur Bey hem de Bahattin Ağabey’den devraldığımız mirasın hakkını verebilmek uğruna daha ne kadar yolumuz olduğunu ayan beyan ortaya koymaktadır.

Kemal Ramazan HAYKIRAN
 

 

Bu yazı bahattinyildiz.com için kaleme alınmıştır. Yayın tarihi: 05.03.2021

 

 

 

Kemal Ramazan Haykıran

Bahattin Ağabey’in Gözünden Akkoyunlular’a Bir Bakış

Kemal Ramazan Haykıran

Bahattin Ağabey’in Gözünden Gazi Umur Bey

Kemal Ramazan Haykıran

Bahattin Ağabey'de Tarih Ufku

Ziyaretçi Defteri
Yükleniyor
Yükleniyor...