x

Dünyayı Kuşatan Yüreğin Anısına

Ahmet POÇANOĞLU ile Söyleşi

Bahattin Ağabey'in Dönem Arkadaşlarından 

Ahmet POÇANOĞLU ile Söyleşi

 

O.YAĞMUR:

Değerli Hocam. Öncelikle bizi kırmayıp Merhum Şehidimiz Bahattin Yıldız ile ilgili söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için size teşekkür ediyorum. Hatta, devlet memurluğu hayatınızın sona erdiği ve emekliliğinizin ilk günü olan böyle bir günde bizimle söyleşi yapmış olmanız, bizleri ayrıca bahtiyar etti. Sizlerin Bahattin Yıldız ile hukuku bizlerden daha eski ve farklı bir mecrada seyretmiş. Sizler, üniversite öğrenciliğinizde bir davaya omuz vererek, birlikte gençlik çalışması yapmış ağabeylerimizsiniz. Bahattin Ağabey bu manada çalışmalarını daha çok sivil mecrada sürdürmeye çalışırken, sizler bürokrasi içerisinde hem işinizi yaptınız ve hem de gençlerin çalışmalarına ve yetiştirilmelerine destek oldunuz. Diyanet kademesinde din görevlisi, Eğitim Merkezi Müdürlüğü, İlçe ve İl Müftülükleri görevlerini ifa edip, en son 12 Şubat ta Konya İl Müftüsü olarak bürokratik  ve resmi hayatınıza son noktayı koydunuz. 


Biz İzmir camiası olarak Bahattin Yıldız adını duyduğumuz da haklı olarak biraz duygusallaşıyoruz. Bundaki haklılığımızın sebebi de, kendisinin yaşadığı dönemde öğrenci olan bizler üzerinde ki göz ardı edilemez olan emeğidir. Bizler kendisiyle çok değerli zamanlar geçirdik. Kimimize ağabey oldu. Kimimize baba, amca ve kardeş oldu. Düğünlerimizde bizimle beraberdi. Çocuklarımızın sünnetlerinde bizimle beraberdi. Ömrünün kifayet ettiği kadarıyla çocuklarımızın da düğünlerine katıldı. Ancak biz şunu biliyoruz ki, O sadece İzmir’de değil Türkiye’nin birçok şehrinde, mesela Erzurum’da, Konya’da, Sivas’ta, İstanbul’da ve hatta Balkanlar’da, Afganistan’da, İran’da, Pakistan’da, Afrika’da, Uzak Doğuda ve Avrupa’da dahi dostlar edinmiş, dostluklar kurmuştu. Ben bu söyleşimiz de sizden, Bahattin Yıldız ile bizimle olandan farklı olarak neler yaşadığınızı, onunla nasıl tanıştığınızı, hangi faaliyetlerde birlikte bulunduğunuzu anlatmanızı istirham edeceğim.
Buyurun Değerli Ahmet Poçanoğlu Hocam söz sizin. Neler anlatmak ve bizimle paylaşmak istersiniz?
A.POÇANOĞLU:--Öncelikle bu fırsatı benimle paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Rahmetli Şehidimiz Bahattin Yıldız kardeşimizi, arkadaşımızı rahmetle anıyorum. Cenabı Hak kabrini cennet eylesin. Gerçekten Bahattin Yıldızı anmak, anlatmak, Türkiye ve gelecek kuşaklar için önemli bir hizmettir. Bahattin, davasında samimi, fedakar, ahlak-ı hamide sahibi, cesaretli, ısrarlı, alçak gönüllü, kanaatkar, kimseye yük olmayan bir kardeşimizdi. Bütün dünyaya söyleyecek bir sözü olan, bu dini mübin-i İslam’ın  adaletini, iyiliğini, medeniyetini ulaşabildiği her yere götüren bir davetçi, tebliğci idi. Bu anlamda Bahattin Yıldızı konuşmak ve anlatmak, şimdiki zaman da yaşayanlar için çok büyük bir fayda temin eder ümidindeyim. Bir de onu rahmetle anmak O nun amel defterinin açık kalmasına vesile olmak demektir, Ama ben daha çok kendisinin anılmasında ve konuşulmasında, yaşayanlar ve gelecekte bu ülkede Din-i Mübin-i İslam’ın hakim olması, yeryüzünde hakim olması için gayret sarf eden insanlara, gençlere, ilim adamlarımıza örnek teşkil etmesi bakımından fayda görüyorum. Bu sebeple şunu söylemek istiyorum. Bahattin ile biz bugün tekrar incelediğimde gördüm ki 1956 doğumluyuz. Yani yaş olarak da emsaliz. Ne zaman görüşüp ne zaman tanıştık. Ben 1980 öncesi, 1976 yılından itibaren 1979 yılına kadar Konya Akıncılar Derneğinin başkanıydım. O konudan da bir miktar bahsedeceğim. Bu dönemde İzmir le ilgili bazı faaliyetlerimiz, çalışmalarımız oldu. Özellikle bu Fuarın karşısında MTTB nin bir bürosu vardı. Buradan Belediye MTTB’yi çıkarmak istedi. Biz Konya dan, destek olmak gayesiyle İzmir’e gittik. Orada nöbet tuttuk, oradaki arkadaşlarımızla tanışıp kaynaştık. Ben Bahattin’i ilk buradan tanıdığımı hatırlıyorum. O dönemde mesela Turgutlu’da, Manisa’da bazı mitingler oldu. Oralarda da görüştüğümüzü, birlikte bazı faaliyetler yaptığımızı hatırlıyorum. Fakat, esas benim Bahattin’i yakından tanımam şöyle gerçekleşti. Necmettin Erbakan Hoca Allah Ona rahmet eylesin, şöyle de bir şeyler yapardı. Akıncıların bölge Başkanlarını, 1977 den itibaren periyodik aralıklarla, bu bazen aylık, bazen de uzar idi… Bazen Öz elif te, bazen Çankaya daki MSP Genel Merkezinde toplantıya çağırır, orada oturulup uzun süren sohbetler yapılır idi. Birebir tanışır konuşur idi. Özellikle ben Bahattin Yıldız’ı buralardaki toplantılarda tanıdım. Çankaya da hatırladığım şöyle bir olay da var hatıram da. Çankaya da ki Genel Merkezin yakınında bir Akşam Lisesi vardı. Biz Genel Merkezde iken akşam saatleri ışıklar yanardı ve yine biz oradan dağılırken bize duyurarak “Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz.” diye slogan atarlardı. Ama onlar şunu da bilmiyorlardı ki, orada olan insanlar sadece yufka yürekli değillerdi. Cesaretli insanlardı, okuyup yazan insanlardı, dünyaya meydan okuyan insanlardı. Ve yine dünyaya getirmek istedikleri bir İlahi Nizam için gayret ederlerdi. Belki bu gayretlerinden dolayı olur olmaz bağırmazlardı belki ama, bir varoluşun nasıl meydana gelebileceği konusunda ciddi bir hareket, ciddi bir çalışma, ciddi bir faaliyet içerisindeydiler bu arkadaşlar. Ben özellikle Bahattin’ i bu toplantılardan çok yakın hatırlıyor ve tanıyorum. Bu toplantılarda kurulan arkadaşlığımız, dostluğumuz ömür boyu devam etti diye bilirim. Sonra şöyle bir şey oldu benim hayatımda. Üç sene Akıncılar Derneği Başkanlığı yaptım Konya da. Konya Yüksek İslam Enstitüsünde öğrenciydim. Birinci sınıfı geçtim ama ikinci sınıfta iki defa devamsızlıktan kaldım. Şöyle söyleyeyim. Akşamları geç saatlere kadar dışarılardayız, sokaklardayız o dönemin faaliyet şartları gereğince, ama sabahları yine de okula gidiyoruz. Gayretliyiz, ama işte sabah okula varıyoruz, şu oldu bu oldu şeklinde meselelerden dolayı tekrar okuldan dönüp ayrılmak zorunda kalıyoruz. Ya da genellikle şöyle oluyor. Okula gidiyoruz sabah. Biz okula gelince polis de okula geliyor, bizi okuldan alıyor, işte bu gece şöyle olmuş, buna benzer hadiseler olmuş diye Konya’nın bütün hesabını Başkan olmam hasebiyle bana sorduklarından dolayı iki yıl süresince okula devam edemedim yani. Devamsızlıktan kaldım daha doğrusu. Kaydım silindi. Okumam da gerektiği kanaatindeydim. Yani bizler bu şekilde devam ediyorduk öğrenciliğimize de. Bahattin’de de bunu görürsünüz, kimseye yük olmadan yaşamak gibi bir prensibimiz vardı. Hangi şartlar altında olursak olalım biz kendimizi, Hz Ebu Bekir Efendimizle beraber Müslüman olmuş, Kendimizi Halid Bin Velid kadar yeterli hissederdik. Başkasına yük olmayan yeterlilikte hissederdik. Bu sebeple ve bu düşünce ile birlikte eğer okumaz isem, birilerine yük olabileceğim endişesi oluştu bende. Ve ben de tekrar Üniversite sınavına girdim. O zaman sınavlardan önce yazılırdı tercihlerimiz. Erzurum İslami İlimleri tercih ettim ki, aldığım puan inanır mısınız Hacettepe Tıp Fakültesini kazanacak bir puandı. Tabi Erzurum’a gidince, önceden olan tanışıklığımız nedeniyle Bahattin le farklı bir yakınlığımız ve dostluğumuz oldu Erzurum’da.

O.YAĞMUR:--Affedersiniz Hocam. Yani sizin Bahattin Yıldız ile birincisi 1980 öncesi Akıncılar vesilesi ile İzmir’e gelmeniz sebebiyle ve Akıncıların faaliyetleri, mitingleri vasıtasıyla arkadaşlığınız var. Bir de Erzurum’da aynı üniversitede birlikte okuduğunuz dönemden farklı bir arkadaşlığınız var. Siz İslami İlimler, O ise İşletme okuyordu Erzurum’da zannedersem.
A.POÇANOĞLU:
--Evet, evet. Ben İslami İlimler, O İşletme okuyordu. Fakat İslami İlimlerin belli bir binası yoktu. Biz derslere, Ziraat, İşletme, Edebiyat Fakültelerinin bazı amfilerin de girerdik. Bu nedenle İşletme Fakültesine derse gittiğimiz zaman Bahattin ile kantinler de veya dış mekanlarda görüşür, sohbet eder, istişarelerde bulunurduk.

O .YAĞMUR:--Bu dönem 1980 öncesi yine değil mi?
A.POÇANOĞLU:---Tabi. 1980 öncesi olan arkadaşlık ve yakınlığımdan bahsediyorum. Sonra, bu Afganistan işgali sırası var. Rusların Afganistan’ı işgali. Bahattin, Afganistan’a çok erken gitti. Şimdi tam olarak kaç yılı olduğunu hatırlamıyorum; ama ilk gidenlerdendi daha doğrusu diyebilirim. Hatta tarihi belki şu şekilde belki tutturabilirim. Mavera dergisinin çıkardığı Afganistan özel sayısı sırasında, Bahattin Afganistan da idi. Yani, bunu biliyorum ben. O özel sayının tarihine bakılır ise tarih belki tespit edilebilir.

O.YAĞMUR:---Gidiş tarihi 1979 Hocam.
A.POÇANOĞLU:---1979 dimi? Tamam işte o tarihler. Bunu şunun için söylüyorum. Ben 1978 de Erzurum’a geldim, ama Konya Akıncılar başkanlığım devam ettiği için bir ayağım Konya da idi. Sık sık hafta sonları çalışmalar veya baş gösteren problemler vesilesiyle Konya ya gidiyordum. Bu yüzden Erzurum’daki çalışmalar dolayısıyla Bahattin le çok fazla teşrik-i mesaimiz olamadı. Ben bu dönem içinde biraz yarı zamanlı Erzurum da bulundum. Ancak 80 ihtilalinden sonra Erzurum’da da şartlar gereği eski faaliyetlerimizi sürdürebilecek bir ortam oluşmamıştı tekraren. Ben ayrıca eskiden ulaşım şartları gereği Erzurum’u Konya’ya göre biraz uzak, hatta yurtdışı gibi görürdüm. Bu nedenle daha çok derslerime yoğunlaştım bir an önce okulumu bitirebilmek için. Zaten Bahattin de artık Afganistan da idi. Ve kendisiyle sadece haberleşebiliyorduk. Yani şu da oluyordu bazen. Arkadaşlara polisler “Ahmet Poçanoğlu nerede” diye sorduklarında “Konya’da” diyorlarmış. Bu gelgitler arasında okulu bitirebildim.

O.YAĞMUR:--Hocam, Bahattin Ağabeyin Hicri 1400 koşusunu hatırlıyor musunuz?
A.POÇANOĞLU:---Onu hatırlıyorum. 1978 de Erzurum’dan Kayseri’ye yaptıkları Hicret koşusu. Ayrıca Erzurum’da destan gibi anlatılırdı mesela, geceleri Erzurum’un her tarafına arkadaşlarıyla birlikte İslami içerikli yazılar yazdıklarını, afişlemeler yaptıklarını gayet iyi biliyorum tabiî ki. Sabahleyin evden çıkıp akın akın şehir içinden yürüyerek okula giderdik. Selçuk öğrenci yurdundan da öğrenciler çıkar ve okula giderlerdi. Hepimiz ve bütün öğrenciler o yazıları görürdü. Bir dönem Bahattin ile ilgili şöyle bir şeyde diyebilirim. Bizim İslamcı kesimin Erzurum da şöyle bir handikabımız vardı. Biz her birimiz orada öğrenci idik, ama Erzurum’un yerlilerinden fazla kimse yok idi. Biz gittiğimiz zaman çalışmalarımızı emanet edebileceğimiz arkadaşlar kuşak yine alt sınıflardı. Bahattin’in ben bu manada Erzurum un yerlilerinden de bir ekip ve gurup çalışması yaptığını biliyorum.

O.YAĞMUR:---Mesela bunlardan kim ya da kimler var orada bildiğiniz?
A.POÇANOĞLU:---Selami Saygın var mesela. O zaman soyadı Camcı idi. Ben öyle biliyorum. Bahattin’in bizden farklı yönü bu konuda şudur ki, biz kendi arkadaşlarımızla oturup kalkar, onlarla beraber faaliyet yürütürdük, Onun ise Erzurum İmam Hatipten, Erzurum Lisesinden MTTB ye ve Akıncılara kazandırdığı arkadaşlar var idi. Onlardan bir grup, bir ekip oluşturmuştu bizden sonra Erzurum un yerlisi olarak, bayrağı devralacak ve şehrin İslami faaliyetlerini sürdürecek. Bu onun en önemli özelliklerinden birisi idi. Çevresiyle kolay bağlantı kurardı Bahattin. Buna sizler de İzmir’den çokça şahitsinizdir. Mesela aynı çalışma ve jenerasyondan MetinYüksel ile de bir hatıram vardır bu konuda. Bizim, Konya Akıncılarını kurduğumuz dönemde Rahmetli Metin de Fatih Akıncılarını kurmuştu. Kuruluşla ilgili yetki belgesini aynı gün aldık. Bu sebeple Metin ile bir yakınlığımız oluşmuştu. Onu ben Konya’ya davet etmiştim. Diyelim ki Onu ben sabah sekiz de Konya’nın merkezinden alacağım. Otobüsü galiba biraz erken gelmiş. Konya’nın böyle Hükümet meydanına yakın Kayalık Park diye bir merkezi var. Genellikle orada bizim esmer vatandaşlar boyacılık falan yaparlar böyle. Doğanlar mahallesi deriz biz oraya. Şimdi ben biraz geç gidince oraya, bir baktım Metin şöyle bir şey yapmış orada. Oranın ayakkabı boyayan çocuklarıyla öyle bir yakınlık kurmuş ki, her biri Metinin etrafında halka olmuşlar, ağzının içine bakıyorlar anlattıklarını dinlemek için. İşte Bahattin de de böyle bir kumaş vardı. İşte böyle çevresiyle hemen bir bağ oluşturup onları etrafına topluyor ve onlara bir şeyler anlatıyor, İslam’ın en güzel taraflarıyla anlaşılmasına vesile oluyordu. Her fırsatı değerlendiren bir kardeşimizdi. Erzurum da ki bu çalışmalarıyla da Erzurumlu bir ekibin oluşmasında Bahattin in büyük emeği vardır. Allah O’ndan razı olsun.

O.YAĞMUR:---Yani şunu diyebilir miyiz Hocam? Bahattin Yıldız, kendi jenerasyonuyla güzel irtibatlar kurabilip onlarla faaliyetler yapabildiği gibi, yaşça ve sınıfça daha alt jenerasyonlarla da diyalog kurabilen; onları, yapılan İslami çalışmalara adapte edebilen bir kişiliği vardı.
A.POÇANOĞLU:
---Evet, evet. Buna sizler de şahitsinizdir mutlaka. Şöyle söyliyeyim. Bizler Erzurum’a gittik okuduk, bazı faaliyetlerde bulunduk; ama bizim Erzurum’da okuyan lise öğrencileriyle pek bir bağımız olmadı, olamadı. Ya da Erzurum’da herhangi bir inşaat işçisiyle, sanayide çalışan herhangi bir Erzurumlu kişiyle pek bir irtibatımız olmadı. Ama Bahattin Erzurumlu öğrenci ve vatandaşlarla da yatay bir ilişki kurup, onları bizim mekânlarımıza taşımış, bizlerle, bizim sohbet ve kültürel çalışmalarımızla tanıştırmıştır. Bunu özellikle belirtmek isterim. Bu halinden bahsetmek isterim.

O.YAĞMUR:---Şimdi Değerli Hocam. Sizin de malumunuz Bahattin Yıldız, gençlere çokça önem veren bir kişiliktir ve onlarla barışık bir hayat yaşamıştır. Sizler de Onun dönem arkadaşları olarak aynı faaliyetler içerisinden geliyorsunuz. O, hayatında daha çok sivil bir alanı tercih etmiş ve gençlerle ilgili faaliyetlerini sivil bir temel üzerine bina etmiştir. Sizler veya bazı arkadaşları da bürokratik ve resmi bir hayatı tercih edip o manada İslami tebliğ ve faaliyetlerinize devam ettiniz. Bu manada Bahattin Yıldız’ın devletin ekonomik ve bürokratik gücünden faydalanmadan gençliğe ve gençlere yol göstermesi, onların nazarında bu kadar kabul görmesi, yaptığı faaliyetlerin etkilerinin Türkiye de ve Dünyanın birçok ülkesinde halen ses getirmesi ve devamlılığının halen görünmesi size göre neyle ve nasıl açıklanabilir?
A.POÇANOĞLU:
----Öncelikle tekrar rahmet diliyorum. Bahattin, gençlere dokunma konusunda bütün hayatı boyunca çok başarılı oldu. O nu siz İzmir’den tanıyorsunuz ama ben daha öncesinden 80 öncesinden, Konya ve Erzurum’daki öğrenciliğinden tanıyorum. Yani Bahattin Erzurum’da, öğrenci çalışmaları, sokaklara yazı yazma ve hicret koşusu gibi ses getiren çalışmalar yaptı. Bu konuda çok faal, çok gayretli bir arkadaştı. Ama yaptığı en önemli şeylerden birisi Erzurum da okuyup, Erzurum’un yerlisi olan gençlerle yaptığı faaliyetler, onlarla kurduğu bağlantılardı. Yani bizim şöyle bir problemimiz vardı. Biz Türkiye’nin her tarafından toplanıp gelmiş Müslüman gençler olarak birbirimizle çok fazla oturup konuşmaktan, sohbet etmekten belki de çevremizle diyalog kuracak vakit pek fazla bulamıyor idik. Ya da şöyle diyeyim, Bahattin daha mütevazı, daha gayretli idi bizden. O şunu yaptı. Sadece bizimle oturup sohbet etmek, konuşmak, Türkiye ve Dünya meselelerini sadece bizimle konuşmakla yetinmedi. Çevredeki gençlerin ilgi alanına girmeye çaba gösterdi ve Erzurumlu olup orada kalacağını düşündüğü gençlere yöneldi. Bürokrasinin çarklarında dönmediği halde, sivil çalışmalar yaparak, mütevazı bir şekilde insanlarla diyalog kurarak daha başarılı oldu, daha çok gönüllere ve dimağlara hitap etti. O, gençlere hedef belirledi, yön çizdi, onlarla birlikte uyudu, yedi, içti ve gençlerin gönüllerini kazandı. Ama bunları yaparken sahici ve kendisi olarak yaptı. Kendisini onların bir amiri, üstü, hocası gibi görmedi ve göstermedi. Bunun için de bürokratik ve ekonomik bir güce ihtiyacı olmadığının bilincindeydi. Davası sadece İslam idi. O çok cesur biri idi. Mütevazı biri idi. Sosyete adetleri olmayan biri idi. Hani nedir bizim kuşağın sosyete âdeti dediğimiz şey? Çok da pahalı ve bu günkü anlamıyla değil tabi ki. Bizim ki mesela her sabah öğrenci evimizden biraz da gecikerek okula gitmek üzere çıkacağımız sırada ki, ben Mustafa Çelik ile Yoncalık denilen Erzurum’un otobüs garına yakın bir mevkide oturuyordum. Bir kaç dakika önce çıkmak üzere ondan önce davranır, ayakkabılarımı giyer, kapının yanında ki küçücük bir aynada saçlarımı tarardım. Tabi benim saçımı taramam demek Mustafa’yı birkaç dakika kapı önünde bekletmem demektim. Çünkü iki kişi kapının o aralığından, dar koridorundan birlikte geçemezdi. Bu sebeple Mustafa derdi ki bana, ”Ya Ahmet Abi, amma sosyete adetlerin var.” Yani benim kastettiğim, bu sosyete âdetinin ne olduğunu anlamanız bakımında verdim bu örneği. İşte Bahattin de bu bile yoktu. O daha mütevazı yaşardı. Özel kıyafetler giyeyim, farklı görüneyim, kendi kendimin fiyakasıyla meşgul olayım diye bir tasası yoktu onun. Kendi zindanıyla çok fazla oyalanmak gibi bir lüksü yoktu. Onun derdi başkaydı çünkü bize nazaran. Daha çok dışa dönük bir çalışma içerisinde olmak gibi derdi vardı. Bu sebeple gençler konusunda çalışma yapmak açısından çok başarılı oldu. Daha önce bahsettiğim gibi ben bu karakteri Şehit Metin Yüksel’de de görmüştüm. Demek ki Şehit olanlarda birbirine benzer karakterler var. Aynı kumaştan dokunmuşlar gibi. Ahlak-ı hamide sahibi bir arkadaşımızdı. Az ile yetinen. Başkasına yük olmayan ki biz bunu Kur’an-ı Kerimde de görüyoruz. “Ve mimma  razegnaahüm yünfiguun.” O mü’minler o kimselerdir ki, onlar bizim kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” Biliyorsunuz insanın aklı, sağlığı, tecrübesi, bilgisi, ömrü Allah’ın kendisine nimet olarak verdiği rızkıdır. Zenginliği, parası, pulu hepsi Allah’ın verdiği rızıktır. Şöyle ki, eğer insanlar, Mü’münler israf etmezlerse, infak edecek çok şey bulabilirler. Ama israf ederlerse hep kendileri muhtaç duruma düştükleri için infak etmeye zaman ve zenginlik bulamazlar. Bu nedenle ben Bahattin’i Allah’ın kendisine rızık olarak verdiklerinden bolca, cömertçe infak eden bir arkadaşım olarak tanıyorum, biliyorum. Bu yüzden bu ülkenin şimdi ki ve gelecek nesillerinin Bahattin Yıldız’ı her yönüyle tanımasını değerli ve önemli buluyorum. Örnek almalarını faydalı buluyorum. Hani dediniz ya, herhangi dünyevi bir makam sahibi değildi. Çatı ve izolasyon işiyle ilgilenen bir kardeşimizdi. Zenginliği çok fazla değildi. Ama insanların yanında çok büyük bir itibara sahipti. Bunu da şu bakımdan önemsiyorum. Bulunduğu hal nedeniyle bir komplekse sahip değildi. Bizim Müslüman kesimde, elitistlik, elit takılma gibi bir moda söz konusu oldu son dönemlerde. Yani adam derviştir, kendisinden başkasını beğenmez mesela. Adam bir miktar fıkıh okur, kendisinden başkasını beğenmez. Ya da adam mesela kendimle ilgili de söyleyeyim, bir miktar makam sahibi olur, onu çok büyütür gözünde, kendisini biraz yukarılara çeker, öyle zanneder hani. Derler ya şöyle bir örnek verilir. Seçim olmuş otuz hanelik bir köyde. Seçim bitmiş saat beşte sonuç belli olmuş. İki oy farkla seçimi kazanan muhtar adayı bir sandalyenin üstüne çıkmış köylüye bakmış tepeden ve “Ey köylü milleti, ben de beş dakika önce sizlerden birisi idim.” demiş. İşte bunun gibi. Elitistlik dediğim budur. Bahattin de bu bakış açısının zerresi yoktu. Ama maalesef şimdi çevremizde ne kadar çok var bu tarz insanlar. Hem de Müslüman dediğimiz ve bir zamanların parmakla gösterilen insanları. Bahattin’in gençler ve Müslüman camia içinde kabul görmesinin belki de gerçek sebebi samimi ve hasbi Müslüman olmasıdır. Komplekssiz ve içi dışı bir olan Müslüman olmasıdır. Rızkı infak etmesi ve paylaşmasıdır. 
    Ayrıca Bahattin mesela, Erzurum’daki gençleri toparlamakla meşgul iken o dönemde, bir taraftan da Afganistan’daki İslam cihadının Türkiye’deki Müslümanlar arasında duyulmasına ve yakinen bilinmesine, onlarla yakinen bağ kurulmasına vesile olacak işler yapıyordu. Türkiye’den büyük desteklerin, büyük gayretlerin, büyük yardımların oluşmasına çalışıyordu.

O.YAĞMUR:----Afganistan’a gitmesiyle hız kazandı bu çalışmalar, değil mi?
O.POÇANOĞLU:
----Evet, evet. Ben şunu söylemiştim o dönem için ki, mesela Ferman Karaçam’ın o dönemdeki Bahattin Yıldız ile ilgili yazılarını hem öncesinde ve hem de sonrasında görürüsünüz. Yine Mesela Mustafa Çelik’in bir şiiri yayınlanmıştı. Özellikle bu Bahattin Yıldız’ın Afganistan’da yaralanması üzerine. Hala hatırımdadır o şiir ki, beni çok etkilemişti.
“Kırbaçlanan ağıtlar” diye hatırladığım şiirin son bölümünü okumak istiyorum müsaadenizle.
Ey isyanın fokurdadığı ülke
Ey aşk’ın örsünde dirilen kardeşliğimiz
Bir milyar gül tomurcuklanıyor işte
Yaşamak bir ulu sevdaya silahlanıyor
Yağız atlar sulanıyor soylu yaralarımızdan, soylu yaralarımızdan
De haydi yar, de haydi
Yeryüzünde güller tomurcuklanıyor…
Bu şiir mesela. Mustafa Çelik’in Mavera dergisinde Afganistan özel sayısında, Bahattin Yıldız’a (Abdülhamit Muhaciri)  ithafen yayınlanmış bir şiiri idi. Burada onun yaralandığını da bu şiirin son bölümünden anlıyoruz zaten. Yani bizim kuşağın cihat anlayışına, bu konudaki bakış açısına çok önemli etkileri oldu Bahattin’in. Bizden sonra ki kuşaklara dokunduğu gibi bizim kuşağa da değerli etkileri ve dokunuşları oldu.
     Sonra biliyorsunuz, Afganistan’dan dönüşü var, Erzurum’da okulu bitirişi var. Biz o dönemler artık Erzurum’da değiliz. Ama şunu gördük. Daima arayan, daima soran, daima gelen, daima haberdar olan ve eden O idi. Biz Bahattin’i gördüğümüz zaman bütün arkadaşlardan, dünya Müslümanlarından, Türkiye’nin farklı yerlerine dağılmış olan dostlarımızdan haberdar olurduk. Sanki hepsinin temsilcisi imiş gibi bizleri birbirimize bağlar, bizleri birbirimize yaklaştırırdı. Siz de biliyorsunuz ki, O Türkiye’nin her yerine gittiği gibi zaman zaman Konya’ya da gelirdi. Geldiğinde arardı, yakından geçiyorsa telefonla hatır sorardı. Geldiğinde birlikte otururduk mutlaka. Bir sohbet ortamı oluşurdu zaten. Onun gelmesiyle yıllardır belki de göremediğimiz, görüşemediğimiz arkadaşlarımız, dostlarımız gelmiş gibi olurdu. Herkesten mutlaka bir nebze malumatı olur ve bizlerle paylaşır, bizlerin birbirimizden kopmamamızı sağlardı. Bir de şunu söylemek isterim. Zaman içerisinde savrulan arkadaşlarımız oldu. Biliyorsunuz, bazen fazla radikalleşmek bir şeyler yapmaya engeldir işte. Bazen efendim, liberalleşmek, dünyevileşmek ya da modernitenin çukurunda boğulmakta insanı savurur. Bahattin’in şöyle de bir özelliği vardı. Mesela bu adam şöyledir veya böyledir demeden, o ilk tanıştığı eski dönemlerdeki gibi, Erzurum’daki hali gibi, Konya’daki hali gibi görür ve kendilerine bunu hissettirir, arkadaşlarını yargılamazdı. Hani olur ya, birçok insan Bahattinle tekrar bir araya geldiğinde kendini yeniden gözden geçirmek, yeniden formatlamak ihtiyacını hissedebilirdi. Onunla bir araya geldiklerinde, kendi oluşturdukları modernite kokan yeni liberal dünyalarını, edindikleri makam ve mevkileri, şatafatları, dünyevi hayatlarını birazda olsa bir kenara bırakıp, eski günlerine dönerler; İslam davası için neler yapabiliriz? Müslümanların hangi problemleri var ve biz elimizi nasıl taşın altına koyabiliriz? diye dertlenirlerdi. Ben bu sebeple Bahattin’in her makam ve mevkiden, siyasetten, bürokrasiden çokça dostları olmasını şuna bağlıyorum. Birincisi vefa duygusunun yüksek olması. Sonra da karşısındakini hiç yargılamadan onunla dostluk kurabilmesine bağlıyorum.

O.YAĞMUR:---Hocam bir de Bahattin Yıldız’ın radikal kimliği olduğu ile ilgili yanlış bir düşünce ve algı var bazı kesimlerde ve insanlarda. Siz nasıl bakıyorsunuz bu düşünceye?
A.POÇANOĞLU:
----Yok yok. Asla böyle bir yapısı yoktur Bahattin’in. O, Anadolu’nun Ahmet’i, Mehmet’i gibi bir Bahattin’i idi. Zaten radikalizme savrulmuş olsaydı, o yapmış olduğu faaliyetleri yapamazdı. Yani, çok başarılı olamazdı.

O.YAĞMUR:---Hatta bir de radikalizme kayabilecek birçok genci de elinden tutup, çekip çıkaran bir şahsiyet olarak bizzat biliyoruz kendisini. 
A.POÇANOĞLU:
----Eve. Hatta radikalizme kayabilecek kendi kuşağından birçok kimseyi de orta yola çekip kendini bulmasını sağlayan bir insandı. Biraz önce söyledim. Kendi zindanına düşmüş, hayatı, sadece para kazanmaktan ibaret gören arkadaşlarını çekip orta yola getirdiği gibi, radikalizm batağından da birçok kişiyi çekip çıkarmıştır.

O.YAĞMUR:---Değerli Hocam. Bahattin Yıldız’ın çevresinde, siyasetçi, bürokrat, tüccar, sanayici, işçi, öğrenci gibi çeşitli statüde ve zenginlikte insanlar vardı malum. Ve bunlar Türkiye’nin her tarafında vardı. Mesela Bahattin Ağabey İzmir’den İstanbul’a veya Ankara’ya, Konya’ya gittiği zaman kendisine evini tahsis edecek, kapılarını ardına kadar açacakken, konforlu şekilde ağırlamaktan keyif alacak dostları idi bu kişiler. Ancak O, kiminle birlikte yolculuğa çıkacak olursa olsun, mesela biz kendimize kalacağımız gün yetecek kadar bir valiz hazırlamamıza rağmen, kendisi belki de bir pazar çantasına en elzem eşyalarını alır, gösterişsiz bir şekilde seyahat ederdi. Gittiği yerde de konforu tercih etmez, öğrenci evi gibi kendisine daha sıcak gelecek yerlerde kalırdı. Bu konu da neler söylersiniz?
A.POÇANOĞLU:
----Bunu söyleyince ben bir şey hatırladım. Dini Yüksek İhtisasta Müdür iken Yusuf Ziya Kavakçı Hocayı davet ettim. Erzurum’dan da hocamız idi kendisi. Ona bir otelden bir yer ayırttım. Bana dedi ki “Ahmet, yahu ben bir öğrenci evinde kalıvereyim.” Dedim ki “Hocam, şimdi ne öğrenci evi kaldı, ne öğrenci kaldı.” Ya da, belki de biz oraları unuttuk, oralardan uzaklaştık. Hatta Yusuf Ziya Hocam bana şöyle bir örnek verdi. Onu burada aktarayım. “Ben dedi öğrenciliğim sırasında Alim Nedvi’yi getirmiştim. Böyle senin gibi otelde yer ayırttırdım. Bana dedi ki Yusuf Ziya, ben otelde ne yapacağım. Götür beni bir öğrenci evinde kalayım. Bende götürdüm Onu bir öğrenci evine yerleştirdim. Orada kaldı. Bizim Erzurum’da da böyle bir kolaylık var. Tabi getirdim Hocayı. “Tren biletimi ben kendim alırım.” dedi. “Ya, ben alayım Hocam.” “Bakın zaten buraya kadar zahmet edip geliyorsunuz.” dedim. Yok yok ben kendi biletimi alayım dedi ve biletini yine de kendisi aldı.
İşte alınan eğitim bu şekilde sirayet ediyor Bahattin gibi olanlara. Başkasına yük olmayayım düşünce ve yaşantısı dostlukları daha da bir artırıyor. Yani Bahattin bizden para istemezdi, pul istemezdi, yemek istemezdi. Makam mevki sahibi arkadaşlarından da kendisi için hiçbir şey istemezdi. Bir de şu vardı Bahattin’in hayatında güzel olan. İlgilendiği gençleri yazmaya da teşvik ederdi. Bakın bu yazmaya teşvik ettiği arkadaşlardan bugün çok değerli yazarlar, akademisyenler, ilim adamları var. Bunlar Bahattin Yıldız’ın talebeleridir. Bu demek ki kendisi bizim için, Müslüman camia için, İslam Dünyası için bir Üsve-i hasene, bir güzel örnektir. İnfak eden, israf etmeyen, gayretli, çalışkan, dürüst, hiçbir kompleksi olmayan, yani krallara karşı da bir kompleks taşımayan, tuvalet temizleyen bir kimseye karşı da bir kompleks taşımayan, onunla da aynı doğal ve Müslümanca ilişkiyi kurabilen, onu kendi dışında görmeyen bir şahsiyet idi. Hani Konya’dan konuşmanın, Mevlana’nın şehrinden konuşmanın esprisiyle söyleyecek olursak, “Olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan.” bir kardeşimizdi. Şunu da görmemiz gerekir ki, insan Allah için çalıştıkça Allah onun yolunu açıyor, onu başarılı kılıyor ve insanlara sevdiriyor. Bakın, kaç yıl oldu şehit olalı, hala insanlar Onu hatırlıyor, dua ediyor, hayırla yâd ediyor. Bu sebeple ben, sizlerin Onun unutulmaması için gösterdiğiniz çabaya teşekkür ediyorum.

O.YAĞMUR:---Değerli Hocam. Söyleşimizin sonuna yaklaştık sayılır. Bu nedenle size son bir soru daha sormak istiyorum. Sizler Bahattin Yıldız’ın dönem arkadaşı olarak, Onunla geçirdiğiniz dönemin özelliğinden ve o günün Müslüman şahsiyetlerinden aldığınız ilham ile genelde günümüz gençliğine, özelde ise Müslüman gençlere nasıl bir öğrenim hayatı tavsiye edersiniz? Hayatlarının bütününde nasıl bir seyr-ü sefer önerirsiniz? “Asrın idrakine İslam’ı söyletme.” görevine gençler nasıl hazırlanmalılar? Ebeveynler ve öğretmenler nasıl bir metot uygulamalılar bu yetiştirme sürecinde?
A.POÇANOĞLU:
---Şunu söylemek isterim ki genç kardeşlerimiz, kendileriyle çok meşgul olmasınlar. Yani şöyle, kendi labirentleri içerisinde kaybolmasınlar. Ben şahsen gençleri handikaplara, tereddütlere sevk edecek bir metotta tercih etmem. Ben Bahattin Yıldız ile ilgili bir panelde şunu söylemiştim. Bunu tekrar edeceğim. Biz hepimiz belli ailelerden, belli köylerden, belli etnik yapılardan gelmiş insanlar idik. Kendi geldiğimiz kaynakları çok değerli ve çok önemli buluyorum. Bizi değiştiren şey, bize birbirimizi sevdiren şey, bizi birbirimize değerli kılan şey kardeşliğimiz, İslam kardeşliğimiz oldu. Bizim, gençleri özellikle küçük küçük yapıların içerisine dâhil olup onlarla övünüp, böbürlenmekten çıkarıp, İslam Kardeşliğinin güzelliğini tattırmamız lazım bir an önce. Bunu yaptığımız zaman daha çok birbirimizden haberdar oluyoruz, birbirimizle paylaşıyoruz, birbirimizi etkiliyoruz, aynı kitapları okuyoruz. Yani benim metodum da şöyle bir şey var. Mesela ben kendi çocuklarımla aynı kitapları okuyarak onları yönlendirdim. Mesela oğlum ya da kızım ortaokul yıllarında ise onunla Mustafa Kutlu okurdum. Sonra okuduğumuz Mustafa Kutlu kitaplarını birlikte konuşup münazara ederdik. Yani Bahattin’in de bunu yaptığını biliyorum. Bizim kendi kuşağımızla geliştirdiğimiz dil gibi bir dili kendi çocuklarımızla da geliştirmemiz, oluşturmamız lazım. Bu dil de ancak aynı kitapları okuyarak geliştirilir. Biz aynı kitapları okumadığımız zaman ortak bir dil gelişmiyor maalesef. Bizim problemimiz burada aslında. Ortak kaynaklardan beslenmeyince ortak idealler ve hedeflerimiz, ortak dünya görüşümüz oluşmuyor maalesef. Hayat tarzımız çocuklarımızla, gençlerimizle bile farklılaşıyor. Çünkü biz aynı dili bile konuşamaz hale geliyoruz. Ben doğrusu kendi çocuklarımda böyle bir metot uyguladım. Aramızda bir dostlukta gelişti böylece. Bunu daha sonra diğer çocuklarımla da yaptım mesela. Hatta şöyle diyeyim size. Ben Müftüleri yetiştiren Dini Yüksek İhtisasta Müdürlük yaptığım da onlarla aynı kitapları okudum ve aramızda gerçekten derin bir yakınlık oluştu. Sonra ben mesela Konya İl Müftüsü oldum ve emekli olurken şunu söyledim: “Bu şehrin otuz bir tane ilçe müftüsü var. Bunların doğrudan on-on ikisi benim öğrencim.” dedim. Bunu belki birçok kişi söyleyemez ama bu söylemim benim şundan da kaynaklandı. Birlikte aynı kitapları okuyarak zaman geçirdik. Benim öğrencilerim aynı zamanda iyi mollalar idi. Arapçayı, fıkhı, hadisi, tefsiri bilen öğrencilerdi ama ben onlarla beraber Nuri Pakdil okudum, Sezai Karakoç okudum, Cemil Meriç okudum, Cahit Zarifoğlu okudum, İsmet Özel, Rasim Özdenören okudum. Beraber okuduk ve münazara ettik. Akif’i, Mevlana’yı konuştuk ve okuduk birlikte. O Arkadaşlarla ortak dilimiz, ortak bakış açımız, ortak ideal ve hedeflerimiz oldu. Bu sebeple birlikte çok güzel ve hayırlı hizmetler yaptık.

O.YAĞMUR:---Hani yeni deyimle “kuşak çatışması” denilen girdabın içine düşmemek için, aynı dili konuşmak, aynı ideale doğru yürümek ve aynı mefkûre etrafında kümelenebilmek için aynı okumaları da yapmak önemlidir diyorsunuz.
A.POÇANOĞLU:
----Ben hatırlıyorum mesela, bir oğlumu gezdirirken kitapevinin önünden geçerken “kitap istiyorum” diye ısrar eder beni içeri sokardı. Kitapçıya girince de illa şu kitabı al bana diye diretirdi. Belki yaşı uygun olmazdı o kitabı okumak için ama, yine de alırdım bazen sonrası için. Yaş ve zaman neyi gerektiriyorsa ona göre okumasını sağlamak gerekiyor. Bunu daha çok genç anne babalara söylemiş olayım, evlatlarını yetiştirme metodu bakımından. Mesela gençlerle, çocuklarımızla ortak sırlarımız olmalı. Efendimizin metodudur bu. Bahattin bunu da çok güzel icra ediyordu. Çocuklara ve gençlere büyük adam muamelesi yaparak onların kişilik ve kimlik kazanmalarına sebep oluyordu. Bunu yaptığımız zaman, yani büyük adam muamelesi, zaten büyük adam olacak demektir o çocuk, o genç.

O.YAĞMUR:---Bizim çocuklarımıza da gösterirdi bu davranışları Hocam. Çocuklarımız altı yedi yaşlarındayken bile onlarla konuşurken oturur, çömelir, onların seviyesinden göz göze gelerek sohbet ederdi.
A.POÇANOĞLU:
---İşte bu büyük adam muamelesi yapmaktır. Oturmak, çömelmek, onun boyuna inmek, ona değer vermek. Bu sebeple, işte biz büyük adam muamelesi yaparsak çocuklarımıza, gençlerimize, o zaman gelecek kuşakları garanti etmiş oluruz.

O.YAĞMUR:---Hocam, bir de şu var. Malum devir teknoloji ve iletişim devri. Yeni jenerasyonun bir de internet, sosyal medya gibi sanal dünyanın iletişim araçlarıyla olan bağlılığı var. Günümüzde eğitim, seyahat, sanat, sohbet, sıla-i rahim gibi birçok sosyal ve dini faaliyetler sanal iletişim araçlarıyla yapılmaya başladı. Bu konuda gençlere neler tavsiye edersiniz?
A.POÇANOĞLU:
----Ben şunu da söyleyeyim. Bu sosyal medyayı, teknolojiyi birlikte kullanın tabiî ki. Yani biz bunu evlerimizde yaşadık. Şimdi, çocuklar büyüyor. Evde bilgisayar ve internetin olmamasının ayrıca handikapları var. Mutlaka kullanılması gerekir. Ancak önemli olan internet, sosyal medya ve sanal âlemin sizin kontrolünüzde olmasıdır. Yoksa şayet siz sanal dünyanın kontrolüne girerseniz, işte o zaman felaketin başlangıcı olur. Sıla-i rahim fiziken olursa gerçek manada bir değer taşır. Zorunlu olmadıkça sosyal medya ile yapılmaz. Ben bu konuda geç davranmadım. Evimizde teknoloji hep oldu. Ancak biz veya çocuklarımız hiçbir zaman kontrolümüzü kaybetmedik. Yine evimizde oturup beraberce kullandık teknolojiyi ve kararında/zamanında sona erdirdik her zaman. Bu da bizim ortak dil geliştirmemizden dolayı idi zaten. Hani bazen bazı arkadaşlarımız diyor ya, “Ben sosyal medya da yokum.” diye. Neden yoksun kardeşim. Olacaksın. Hem de gerektiği şekilde ve güçlü olarak olacaksın. Ama, o sosyal medyanın diline de hakim olacaksın. O dil, senin kültürünün, senin medeniyetinin dili olacak. Ben Müslüman genç kardeşlerimizin, çocuklarımızın her alanda, her sahada, en güçlü bir şekilde değerlerimizin temsilcisi olmalarını can-ı gönülden isterim elbette. Bu vesileyle sözlerimi noktalarken, şunu söylemek isterim. Elbette tarihimizin ve İslam tarihinin şanlı ve bereketli sayfalarında örnek alınacak binlerce kıymetli şahsiyet vardır, başta Efendimiz (s.a.v) olmak üzere. Bizim bizzat hayatına şahit olduğumuz ve bizimle birlikte yaşamış olan Şehit Bahattin Yıldız da bu şahsiyetlerden birisi olarak tarihimizde, hafızalarımızda ve gönüllerimizde yerini almıştır. Kendisini son yılların örnek alınması gereken şahsiyetlerinden kabul ederek, hayatını, mücadelesini ve kitaplarını okuyup anlamalarını tavsiye ederim gençlerimize.
      Ayrıca çok da güzel bir web sitesi oluşturmuş ve güzel çalışmalar yapıyorsunuz. Bu sebeple de ayrıca teşekkür ediyor ve kutluyorum sizleri. İnşallah bu site dünyanın her tarafındaki Müslümanlar tarafından bilinir, incelenir ve fayda sağlar diye ümit ediyorum. Bana bu fırsatı verip, benimle bu söyleşiyi yaptığınız için de tekrar teşekkür ediyorum. İnşallah okuyucular için konuştuklarımız yol gösterici olmuştur diyerek sizleri Allah’a emanet ediyorum.
O.YAĞMUR:---Evet değerli Hocam. Ben de aktardığınız hatıralar ve verdiğiniz kıymetli bilgiler için size çok teşekkür ediyorum. Allaha emanet olunuz.
 

Bu yazı bahattinyildiz.com için kaleme alınmıştır. Yayın tarihi: 05.03.2021

İzzet UZUN ile Söyleşi

Dönem Arkadaşlarından  İzzet UZUN ile Söyleşi

Ahmet POÇANOĞLU ile Söyleşi

Dönem Arkadaşlarından Ahmet POÇANOĞLU ile Söyleşi

Musa KIRCA ile söyleşi
Röportaj

Musa KIRCA ile söyleşi

Dönem Arkadaşlarından Musa KIRCA ile söyleşi

Osman Yağmur

Dönem arkadaşları konuşuyor giriş yazısı

Ziyaretçi Defteri
Yükleniyor
Yükleniyor...