x

Dünyayı Kuşatan Yüreğin Anısına

İzzet UZUN ile Söyleşi

Bahattin Ağabey'in Dönem Arkadaşlarından 
İzzet UZUN ile Söyleşi

OSMAN YAĞMUR: Selamünaleyküm, İzzet Hocam. Öncelikle sizi, saygı ve hürmetlerimle selamlıyorum. Sizinle, şehidimiz Bahattin Yıldız ile ilgili bir söyleşi yapmak istiyorum. Sorulara geçmeden önce kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
İZZET UZUN:
Bana Bahattin kardeşimizle ilgili düşünme ve onu anlatma fırsatı verdiğiniz için çok teşekkür ederim Osman Kardeşim. Bendeniz 1953 yılında Kütahya’nın Simav ilçesinin Küplüce köyünde doğmuşum. Ancak rahmetli babam beni üç yaş küçük yazdırmış. Nüfusta doğumum 01.01.1956 yazıyor. İlkokulu köyümüzde okudum. İki sene Kur’an kursunda okuduktan sonra  Uşak’ta İmam Hatip Okuluna yazıldım. 4.sınıfın ortalarında parasız yatılı olarak Konya’ya gittim. O zaman orta kısım dört yıl idi. Lise son sınıfa kadar Konya’da okudum. 19 Mayıs 1975 tarihinde Elazığ İmam Hatip Okuluna sürgün oldum. İki ay orada okuyarak Elazığ İmam Hatip Okulundan mezun oldum. Daha sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi İslami İlimler Fakültesini kazandım. Burada, üniversitemizden ve onun değerli rektörü Kemal Bıyıkoğlu ve değerli senatosundan bahsetmek gerekir. Çünkü diğer üniversiteler hatta Ankara İlahiyat Fakültesi bile İmam Hatip Okulu mezunlarını kabul etmezken Atatürk Üniversitesi’nin bütün bölümleri İmam Hatip Okulu mezunlarını kabul ediyordu. Bu da aynı camiadan olan arkadaşlarımızın Erzurum’da toplanmasına vesile olmuştur.

OSMAN YAĞMUR: Teşekkür ederim Değerli hocam. Aynı yıllarda üniversiteye başlamış olduğunuz rahmetli şehidimiz Bahattin Yıldız ile tanışmanız nasıl oldu, bize anlatır mısınız?
İZZET UZUN:
Tabiki, memnuniyetle. Ben tekraren Şehidimizi, tüm şehitlerimizi ve ahirete irtihal eden tüm arkadaşlarımızı rahmetle anıyorum. Bugün artık bizim yaşayanlar listesi azalırken ölenler listesi çoğalıyor. O yüzden eli kalem tutan arkadaşlarımız o yılları yazmalı diyorum. O yıllar böylece tespit edilmiş olur. Bu nedenle, şu yapmış olduğunuz çalışmalar, bizler için de çok değerli çalışmalardır. Bu vesileyle, emeği geçen kardeşlerimize ayrıca binlerce defa teşekkür ediyorum.
Biraz önce de bahsettiğim gibi Erzurum Üniversitesi farklıydı. O yıl, yani 1975 yılında çeşitli fakültelere beş yüzden fazla yetişmiş talebe geldi ya da gelmiş diyelim. Çünkü daha birbirimizi tanımamışız, örgütlenememişiz. O yıllarda üniversiteye hakim olmak isteyen ülkücüler, sık sık forumlar ve yürüyüşler tertip ediyorlardı. Biz de kendimizi ispat etmek için forumlar düzenliyorduk. Peki, bu forumları yönetenler kimlerdi? İlk aklıma gelen isimler; Mustafa Keleşoğlu, Musa Uzunkaya, rahmetli Çorumlu Serdar, rahmetli Mardin Ömerli’den Mehmet Gerçek abilerdi. İsimlerini sayamadıklarım haklarını helal etsinler. Yine o yıllarda Ermeni Asala Örgütü bizim yurt dışındaki insanlarımızı, büyükelçilerimizi, konsoloslarımızı ve onların yakınlarını şehit ediyorlardı. Bu da ülkücülerin o zamanki en iyi faaliyet alanları olmuştu. Yürüyüş yapıyorlar, buna herkesin katılmasını istiyorlardı. Solcuları, ülkücüleri, İslamcıları… O gün Bana da çok ısrar ettiler ama ben katılmadım. Diğer arkadaşlar ve abiler katılmışlar. Bu durumda tam bir sürtüşme ortamı doğmuş. Ben olayları sonradan arkadaşlardan dinledim. Biraz yürüdükten sonra bizim arkadaşlar kümelenmeye başlamışlar. O anda Salih Abi namı değer Arap Salih, yüksek bir yere çıkarak çok tiz ve yüksek bir sesle
 “Arkadaşlar, sabah namazı kılanlar bu tarafa!” diye bağırmış. Zaten böyle bir kıvılcım, bir işaret bekleyen arkadaşlar, yürüyüş kolundan ayrılarak Salih abi’nin etrafında birleşmişler. Oradan yürüyerek Mumcu Caddesinde bulunan MTTB binasında buluşmuşlar. Herkes yurtlardan ayrıldıktan sonra ben de yalnız olarak teşkilata geldim. İşte orada arkadaşlarla birbirimizi tanıdık. Bahattin ile de orada tanıştık. Orada antlar içildi, bir daha boyun eğmeyeceğiz diye. Fakültelerde örgütlendik, üniversitede örgütlendik, şehirde örgütlendik. Yükseköğretim ve ortaöğretim komitelerini çok ciddi bir şekilde harekete geçirdik. Ancak ben teşkilatta çok öne çıkmadım. Bahattin de öne çıkmadı o zamanlar. O daha ziyade Mehmet Öztürk, Celalettin Karakoç, İsmail Hakkı larla spor yapardı. Ben de güreş çalışıyordum. Üniversitenin güreş takımındaydım. Onu sahalarda, salonlarda görüyordum. Bir ara Bahattin ler bir spor kulübü kurdular. Kulübün adı MTTB – kısaltması bizim teşkilatın adı gibi oluyor ama tescilli adı Mahalli Teknik Takımlar Birliği- idi. Bahattin, devamlı koşar, atlar, kayak yapar, tekvando ve boks ile uğraşırdı. İşte buralarda onunla dostluğumuz iyice pekişti. Bir dönem MTTB de Hüseyin Selçuk’tan sonra bir kaht-ı rical yaşandı. Biliyorsunuz, adam yokluğu, demektir. O dönemde önceki başkanlarımız, büyüklerimiz, istişare grubu toplandı ve bizi yönetime getirdiler. Sabaha kadar süren bir toplantıda beni başkan, rahmetli Bahattin’i sekreter ve rahmetli Kubilay’ı da sayman olarak ilan ettiler. Üçlü olarak beraber çalıştık. O dönemde eğitim, spor, kurs, konferans ve sohbet çalışmaları  yaptık. Zaman zaman uzun toplantılardan sonra Rahmetlinin günlük olayları yazdığını görüyordum. Bugün onun yazdıklarına o kadar ihtiyacımız var ki… Bu da onun güzel yanlarından biriydi. O yüzden her şeyi yazıp belgelemeyiz diyorum. 

OSMAN YAĞMUR: Çok teşekkür ederim Hocam. Peki, Bahattin Yıldız ile birlikte olduğunuz ne gibi faaliyetlerde bulundunuz?
İZZET UZUN:
Evet Osman kardeşim. O zaman üniversitelerde bir var olma davası vardı. Biz var olmak için, birlik beraberliğimizi koruyorduk, büyümeye çalışıyorduk. Ona yönelik sohbetler, geziler, mitingler düzenliyorduk. Ancak Rahmetli Bahattin’i tatmin edemiyorduk. Bir yanlış gördüğünde onu muhakkak eli ile düzeltmesi gerektiğini düşünür ve değişik metotlar uygulamak isterdi. Zaman zaman kendi yakın arkadaşları ile bizim tasvip etmeyeceğimiz faaliyetler de yapardı. Kavga etmek gibi ferdi hareketler yapardı. Mesela bir gün bir yanlışı düzelteyim derken, yüzünü gözünü yakmıştı, Allah korudu. Onun çok candan arkadaşı Mehmet Öztürk idi. Mehmet onu çok iyi tanır. Onları Hicret Koşusu’na biz uğurlamıştık. Fikir Bahattin’den geliyor, Mehmet Öztürk ve Abdullah Genç de ona katılarak bir hicret koşusu düzenlendi. Köylerde, şehirlerde kala kala insanların içine girip bir şeyler hatırlata hatırlata koşuyu tamamladılar. Yeni dostlar edindiler, Türkiye ve dünyaya ilham kaynağı oldular. Bizi halk severdi, özellikle Erzurum halkı. O zaman siyasi partimiz MSP olduğu için Erzurum halkı da selametçiydi, şuurlu insanlardı. Esnaftan da aidat toplardık. Esnaf bizi gördüğü zaman çok saygılı davranırlardı. Başım gözüm üstüne reis, Allah razı olsun, ayağınıza sağlık, derlerdi. Ama genelde bu faaliyetler Bahattin kardeşimizi tatmin etmiyor, daha fazla hareket istiyordu. Telsizler Mahallesinde kalıyorduk.  Gecenin biri-ikisi… Bahattin, Kubilay, Hüseyin Selçuk, belki yanlarında bir iki arkadaş daha olabilir, bana geldiler ve “abi biz neden hiç hareket yapmıyoruz, yani daha ses getirecek eylemler” dediler. Ben şöyle baktım, çok ciddiler, beni pasif kalmakla itham ediyorlar ama yine de danışarak hareket edelim diye gelmişler. Nasıl bir faaliyet yapalım diye sordum. Fakat net bir cevap çıkmadı. Ben de bu olaydan hiç rahatsız olmadım. Ben çok otoriter yönetimi sevmem, tatlı-sert yönetimi severim. Bu tarz yönetimlerde adam harcanmaz, adam yetişir. Otoriter yönetimlerde çok adam harcanır. Tamam arkadaşlar, size bir faaliyet teklif ediyorum dedim. Afganistan ‘ın işgali üzerine valiliği işgal edelim ve Afganistan’a gönüllü yazılmak istiyoruz diyelim, dedim. Şaşkınlıkla birbirlerine bakıştılar ve memnuniyetle kabul ettiler. Valiliği işgal etmek bizim esas faaliyetimiz olacaktı. Benim de böyle bir eylem, radyo haberlerinden aklımda kalmıştı. O günlerde İslam Dünyası ayakta, herkes bir şeyler yapabilir miyiz diye çabalıyor. Tabi bu sadece halk nezdinde oluyor. Yöneticilerde böyle bir kaygı yok. İşte böyle bir zamanda Mısır’da gençler daha doğrusu “İhvan-ı Müslimin Gençleri” havaalanını işgal ettiler. Afganistan’a gönüllü yazılmak istiyoruz dediler. Ben de oradan esinlendim. Şimdi kısaca bu olayı anlatayım size. Her teşkilat, içinde ajan veya muhbir vardır diye kendinden şüphe eder. Biz bunu da göz önünde bulundurarak başkanları, fakülte temsilcilerini, sınıf başkanlarını topladık. Önce iyice işin ciddiyetini anlattık. Bu faaliyetle ilgili tek kelime çıkmayacak dedik. Arkadaşların gözleri ateş gibi. Herkese görevlerini dağıttık. Mesela yarın saat 14’te  diyelim, sadece bizim arkadaşlar dersten çıkacaklar ve verilen yerde yürüyüş koluna geçecekler. Hiç kimseye bir şey söylemeyecekler, sadece yürüyecekler. Önümüze polis gelirse onların yanından yürüyüşe devam edeceğiz dedik. O gün kararımızı aldık ve uyguladık. Hiç bir sızıntı olmadı. Neredeyse 2000 kişi valiliğe yürüdük ve kimsenin bizim asıl maksadımızdan haberi olmadı. Emniyet görevlileri bizi, yurtlarımızda yeterli fuel-oil yakıt olmadığı için yürüyoruz zannediyorlardı ve vali yakıtınızı temin edecek, yürüyüşü bırakın diyorlardı ama biz durmadık, devam ettik. Valiliğin önünde toplandık. Vali bizi huzura çağırdı, görevliler olarak gruptan hemen ayrılıp vali ile görüşmeye gittik. Vali Cahit Bayar idi. Bizi tebrik etti, hassasiyetimizi kutladı. Ancak dağılmamız gerektiğini söyledi. Biz de maksat hasıl oldu diye dağıldık. Dağılırken bazı arkadaşlar, akşamdan hazırladıkları Rus bayraklarını yaktılar. Biz de bu olayı basına duyurduk ancak basın iltifat etmedi. Hürriyet, Cumhuriyet, Tercüman hiç biri oraya gelmedi ve olayı yazmadı. Ancak olayı rahmetli Dr. Zekai Yaylalı’ya anlattık. “Kardeşim böyle olaylardan benim haberim olacak, ben oraya Türk haberler ajansını getirirdim, o da dünyaya duyururdu.” dedi. Sonra bizi ajansa götürdü ve ben orada olayı ve maksadımızı anlattım. Ve bu haberi ajans dünyaya geçti. Moskova radyosu, bir grup gerici genç Serhat şehri Erzurum’da Rus bayraklarını yaktılar diye haber yaptı. Amerika ‘nın sesi, Köln radyosu, Türkiye radyoları TRT haberlerde zikrettiler. Ertesi gün Ankara’da Akıncılar genel merkezi de aynı eylemi yapmak istedi ama onları askeri cemselere doldurup götürdüler. Onlar başarılı olamadı. İşte bu olayın gerçekleşme vesilesi de rahmetli Bahattin ve Kubilay’dır.

OSMAN YAĞMUR: Bir de Bahattin Yıldız ile ilgili unutamadığınız daha can alıcı hatıralar var mıdır, varsa birkaçını anlatabilir misiniz?
İZZET UZUN:
Tabi ki var. Bahattin’le hatıralarımız çok.  Bahattin her insan gibi belli zaman sonra aşk meşk işlerine merak sarmaya başladı. Ben de okuldaki kız arkadaşlarımızın ağabeyleri konumunda olduğum için, beni beğendiği kıza elçi olarak gönderdi. Ama kız Bahattin’i şahsen tanımıyor fakat onun da aklında Bahattin var. Yanlış birisi olmasın diye kız ile epeyce birbirimize Bahattin’i tarif etmeye çalışmıştık. O zaman fark ettim ki Bahattin de kızımızın aklına ve kalbine girmişti. Ancak bu ailesiyle, babasıyla çözülecek bir olaydı. Görüşme sonucunu söylemek için Bahattin’in yanına gittiğimde onu çok heyecanlı gördüm. Kızı hemen istemeye karar verdik ve okul bitmeden de istedik. Maşallah, kızımızın hoş bir babası vardı, isteme olayından hiç endişe duymadı. Okul bitsin olur, niye olmasın dedi. Kayınbiraderi Mustafa vardı, o da çok sevdi Bahattin’i. Ama evlilik Afganistan’dan sonraya kaldı. Yıllar sonra evlerine misafir olmak nasip oldu. Kıymetli eşi Emine Hanım, İzzet Abimle görüşmek istiyorum demiş ve yanımıza geldi. “Abi o yıllarda bana Bahattin’i o kadar methediyordun ama bu bizi çok ihmal ediyor diye şikayette bulundu. Bahattin, abi bakma sen ona dedi. Ben de Emine’ye, merak etme ben onunla konuşurum dedim, konuştuk da… Bahattin, daha dikkat olurum abi, dedi.
     Bir diğer anımızsa şöyle: Biz 12 Eylül’de tutuklandık ve içeri girdik çıktık. Okulu bitiremedik, görev de alamadık. Rahmetli Bahattin, abi İzmir’e gel, sana bir iş buluruz, dedi. İzmir’de Akevler’e, Ertuğrul ve Rahim abilere gittik iş istemeye. Onlar da bana bir pres makinesi verdiler, bir süre onunla imalat yapmıştım. Rahmetli Bahattin bana kalacak bir yer ayarladı, sonra çoluk çocuğu da İzmir’e getirip orada yaşadık. Hatta zamanla işveren bile olduk. Bahattin arkadaşını terk etmez, ona asla sırtını dönmezdi. O dönemde beni İzmir’deki kıymetli gençlerle tanıştırdı, pek çoğunun ismini şimdi bile sayabilirim ama unuttuklarım olur diye korkuyorum. O zaman İzmir’i çok sevdim hala da çok severim. 
Bazen Bahattinlerin evine gidiyorduk. Annesi ve kız kardeşi güzel yemekler yapıyorlardı. Ancak annesi sürekli kaygılıydı. Oğlunun başına bir şey gelecek diye korkuyordu. Beni de çok seviyordu. Bahattin’i koruyacak ve uslandıracak zannediyordu. Bahattin’in babası Mehmet Abi’de çok güzel bir insandı. Müthiş bir imanı, kültürü, teslimiyeti vardı. Her konuda oğluna destek oluyordu. O da Bahattin’den öğrendiği yeni şeyleri hayatına geçirmeye çalışıyordu. Bir de amcası vardı Bahattin’in. Sanırım ismi Ahmet’ti. İş adamıydı. Bahattin ile aynı kafada değillerdi ama o amcasına çok saygı duyardı. O zamanlar kardeşi Kamil de Bahattin ile aynı düşünmüyordu. Ama hiçbir zaman birbirleri ile tersleşmiyorlardı. İlişkileri daima sevgi saygı çerçevesindeydi. Bahattin yurtdışına çıktı, Kamil Erzurum’a gitti ve neredeyse Bahattin’in yerini aldı.
 O günlerde sık sık Bahattinlere giderdik. Ya biz gelmeden ya da biz ayrıldıktan sonra eve polisler gelmiş olurdu. Bir gün “Bahattin, bu iş böyle olmayacak, en iyisi seni yurtdışına gönderelim” dedim. Yurtdışına nasıl çıkılır yol yordam bildiğimden değil ama arkadaşımıza akıl veriyoruz artık. O gün Bahattin’i bir çaresizlik içinde gördüm. Ne dersem tamam abi diyordu. O dönemde polisler insanların iflahını kesiyorlardı. Dayak, işkence… Aslı olsun olmasın insana suç isnat ediyorlardı. Bahattin’e biraz para bir de nüfus kâğıdı ayarladık, haydi güle güle dedik. Şükür, gitti geldi. Cihada katıldı, yaralandı, gazi oldu. Ne güzel bir hayat sürdü. Allah rahmetiyle muamele etsin inşallah.
Bahattin’in pek öne çıkarmadığı bir yönü daha vardı, dervişti. Mehmet Efendi’ye (Mehmet Zahit Kotku Efendi) bağlı idi. Ondan ders almıştı. Erzurum’da bulunduğumuz zamanlarda herkes yattıktan sonra da bu dersiyle ilgilenirdi.  Hatta büyük oğlunun adının da buradan geldiğini zannediyorum.

OSMAN YAĞMUR: İzzet Hocam, bunlar çok kıymetli hatıralar. Bu güzel hatıralar ve bilgiler için de çok çok teşekkür ederim. İnşallah gençler, yeni nesil bu hatıralardan kendine bir pay çıkarabilir diye ümit ediyorum. Hazır gençler demişken, rahmetli Bahattin Yıldız’ın gençlere yaklaşımını değerlendirebilir misiniz bizlere?
İZZET UZUN:
Rahmetli, “İnsanlara aklı kadar konuşun.” düsturu üzere, çocuklarla çocuk, gençlerle genç olan biriydi. Onlar gibi düşünmeye çalışır, onları zorlayacak, akıllarını karıştıracak bir şey yapmazdı. Kendisi asla pastadan büyük pay alma hevesinde olmadı. Gençleri çok iyi anladığından, onlarla güzel iletişim kurardı. O yüzden gençler onu hep abi olarak görebildiler, örnek aldılar. Saf, temiz bir İslam anlayışını yaşamaya ve onu kaim kılmaya gayret ettiler. Bahattin gençleri hiç bir zaman şucu-bucu diye ayırmadı. Onlara İslam, Müslüman adını verdi. Bu da geniş kapsamlı bir isimdi.

OSMAN YAĞMUR: Hocam, son olarak, yaşadığınız güzel tecrübelerden ve içinden geldiğiniz gelenekten bakarak, gençlere nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
İZZET UZUN:
Gençler! Bütün davalar, devrimler, ihtilaller gençlerin omzunda yükselir. Her davanın öncüleri gençlerdir. Davanıza sahip çıkın. Ben İzmir’deki gençleri Bahattin Yıldız’ın yetiştirdikleri olarak görüyorum. Gençlerimiz çok vefalı maşallah. Eğer bu gençlerimiz olmasaydı Bahattin Yıldız da unutulurdu. İnsanımıza sahip çıkalım inşallah. Ben, ayrıca bana bu fırsatı verdiğiniz, bizleri unutmadığınız, kadirşinaslık gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim. Rabbim çalışmalarınıza bereket ihsan etsin. Sizleri, Bahattin Yıldız’ın vefakar dostlarını muhabbetle selamlıyorum. Allaha emanet olunuz.

OSMAN YAĞMUR: Ben teşekkür ediyorum tekrardan. Bizleri kırmayıp, bizimle bu söyleşiyi yaptığınız için. Rabbim sizlere sağlık, sıhhat, afiyetler versin. Ömrünüz soy isminiz gibi uzun ve bereketli olsun inşallah.
 

 

Bu yazı bahattinyildiz.com için kaleme alınmıştır. Yayın tarihi: 02.04.2021

İzzet UZUN ile Söyleşi

Dönem Arkadaşlarından  İzzet UZUN ile Söyleşi

Ahmet POÇANOĞLU ile Söyleşi

Dönem Arkadaşlarından Ahmet POÇANOĞLU ile Söyleşi

Musa KIRCA ile söyleşi
Röportaj

Musa KIRCA ile söyleşi

Dönem Arkadaşlarından Musa KIRCA ile söyleşi

Osman Yağmur

Dönem arkadaşları konuşuyor giriş yazısı

Ziyaretçi Defteri
Yükleniyor
Yükleniyor...