x

Dünyayı Kuşatan Yüreğin Anısına

Fahri GÜZEL

 

Bir “YILDIZ”ın ardından

Bir kutlu seferin tatlı heyecanı sarmış durumda tüm bedenimizi.

 Yetim günleri etkinlikleri münasebetiyle Sancak Bölgesi’ne yetimlerle buluşmak üzere çıktığımız yolculuğun ilk durağı İstanbul Havalimanındayız. Ekiple tanışıyoruz. Kısa bir yolculuktan sonra Belgrat Havalimanı’na iniş yapıyor uçağımız. İki güzel genç karşılıyor bizi. Yaklaşık 5 saatlik yolculuğun ardından Novipazar’a varıyoruz. Misafirliğimiz süresince bizlere rehberlik eden Avdiya ile tanıştıktan sonra programımıza “Bismillah” diyoruz. 

       Novipazar, Tutin, Sjenidca, Novavaroş, Preopole, Rajoye şehirlerinde 4 gün boyunca yetimlerimizle, aileleriyle buluşuyoruz. Emanetlerini teslim edip, dualaşıyoruz. 

       Seferimizin 5. günü. Başka bir ülke topraklarındayız. Kosova’nın Prizren şehrinde Sinan Paşa Camisinde öğle namazımızı eda ediyoruz. Türkiye’de okumuş imamıyla tanışıyoruz. TİKA tarafından yeniden hayat bulan Sinan Paşa Camisi ve külliyesini gezip, külliye hakkında bilgi alıyoruz.

       Prizren tipik bir Anadolu kenti. Şehrin ortasından geçen küçük bir nehir üzerine kurulu tarihi köprüsü, camileri, hamamları ile Osmanlı izlerinin yoğun hissedildiği bir kent. İyilik Başağı Derneği’ni, Türklerin yoğunlukta olduğu Mamuşa Gönül Eli Yardımlaşma Derneği’ni ziyaret ediyoruz. Mamuşa’da Türkçe tabelaların varlığı dikkatimizi çekiyor. Gönül eri güzel insanlarla tanışıyor, eğitim ve yetim faaliyetleri hakkında bilgi alıyoruz. Ümmetin geleceği adına ümitlerimiz artıyor, tazeleniyoruz.

       Prizren’in dışında dağlık bir bölgede bulunan bir tesise götürüyor mihmandarımız. Nisan’ın 14’ü tesisin bulunduğu bölgede Ocak ayını andıran bembeyaz bir kar örtüsü var. Tesis 3 katlı, ahşap bir bina. Tüm mekân kadim bir ruha sahip. Tesisin adı “Yetim Kulesi”. Hacı Kemal ağabeyden öğreniyoruz niçin yetim kulesi olarak isimlendirildiğini: -Burası, yetimlere hizmet amacıyla kurulmuş bir tesis.  Alt katı restoran olarak kullanıyoruz. Üst katta yatakhane, mescit var. Eğitimlerine destek olduğumuz yetimlerimiz, restoranda çalışıp para kazanıyorlar. Her ay restoranın gelirinin önemli bir kısmını yetimlere ayırıyoruz. Ramazan’da her akşam iftar organize ediyoruz. 

       Tüm dikkatimizle Hacı Kemal ağabeyi dinlerken, gözüm duvardaki büyükçe bir fotoğrafa takılıyor. Birden heyecanlanıyorum. Hacı Kemal ağabeyin sözünü kesiyorum. 
              -Abi bu fotoğraf?
              -Bahattin Abi mi?
              -Evet, tanıyor musunuz?
       Tatlı bir gülümseme ile beraber acı bir hüzün beliriyor çehresinde. 
              -Tanımaz olur muyum; O, yetim babası. Çok geldi gitti buralara. Allah rahmet etsin, onu çok özlüyoruz…

       Gündem değişiyor, Bahattin ağabeyi konuşuyoruz artık. Tüm ümmetin derdini dert edinen “Koca Yürekli Adam” için rahmet diliyoruz Yaradan’dan.

       Yetim Kulesi’nden ayrılıyoruz. Yolu çevreleyen beyaz kar örtüsü, zihnimin takılıp kaldığı Bahattin YILDIZ ismine kilitliyor ruhumu. Bir film şeridi gibi geçiyor yakından uzağa tüm hatıralar.

       Almanya’da bir program münasebetiyle bulunduğumuz 3 gün boyunca, tanıştığımız her dosttan Bahattin YILDIZ ismini işittiğim geliyor aklıma. 60 yaşın üzerindeki büyüklerimizin de 18-20 yaşındaki genç kardeşlerimizin de Bahattin abiye dair dua vesilesi hikâyeleri, “farklı kuşaklarla bu iletişimi nasıl becerebilmiş?” sorusunu getiriyor zihnime. 

       Cenaze namazı geliyor gözümün önüne. Binlerce dostunun duaları ve şahitlikleri arşa yükseliyor Fatih Camisi’nin bahçesinden. Giden bu güzel insanın salası dokunuyor yüreklerimizin bam teline. 

       “Aramızdan bir YILDIZ kaydı, binlerce yıldız doğsun diye. Bir AKINCI sefere çıktı, binlerce fetih gerçekleşsin diye.” cümleleri dökülüyor vuslat anına dair hatıradan. 

       Prizren, Almanya, İstanbul… Zihin haritamda bir başka nokta beliriyor Bahattin abiye dair: Erzurum-Yakutiye Belediyesi’nin önü. Şehadetinin bir yıl öncesi, Ramazan. İHH’nın iftar tırıyla kimi dostlarının memleketi bildiği Erzurum’a gelmiş. 3-5 saatlik bir zaman diliminde şehirdeki dostlarına uğruyoruz birlikte. Eski günler yâd ediliyor, hiç eskitilmeyen. Dualar alınıyor, dualar ediliyor. İftar saati yaklaşıyor, gençlerle genç oluyor. Bir işin ucundan tutmayı öğretiyor. Dava eri olmanın emekliliğinin olmadığını kazıyor zihnimize. 

       Ayrılık vakti artık. “Abi birkaç gün kalsaydın keşke…” diyoruz. “Yolcu yolunda gerek, diğer iftar programına yetişmemiz lazım.” diyor.
Sarılıyoruz birbirimize, sımsıkı yüreklerimiz değiyor birbirine, “Gitme be abi!” demek geliyor içimden ebedî gideceğini hissetmişçesine, aklımıza gelmiyor bu sarılışın son sarılış olacağı. Hüznüm kaldırmıyor bu vedayı. Yeniden buluşmanın ahirete ertelendiği gerçeğiyle “Son defa” ezgisini mırıldanıyorum gayriihtiyari: 
              Alır da başını gidersin
              Duramazsın ki buralarda. 
              Gözlerin çok uzaklarda 
              Gözlerin o diyarlarda. 
              Son defa, son defa
              Nasıl bakılır hayata
              Son defa, son defa
              Hem veda hem bir merhaba.
       Üniversite yıllarım geçiyor gözümün önünden. Kamp programlarımıza katılıyor Bahattin abi. “Arkadaşlar” diye başlıyor tok ses tonuyla. Ümmet coğrafyasına götürüyor bizleri. “Ayakları sağlam basmalı” diyor müslüman gencin. “Arkadaşlar, yabancı dil öğrenen var mı?” diye soruyor, şaşırıyoruz. “Yok arkadaşlar, yabancı dil öğrenin. Yaptığınız işin en iyisini yapmaya çalışın. Yazmayı ihmal etmeyin.” diyor. Gençliğin daralttığı zihin dünyamızda yeni ufuklar açıyor. 

       Gönül haritamın bir başka noktasında, Bahattin abinin Erzurum ziyaretleri hatıramda canlanıyor. Otelde, misafirhanede misafir edilmeyi kabul etmiyor. “Öğrenci eviniz yok mu arkadaşlar, niye misafirhaneye yolluyorsunuz beni?” diyor. 

       Öğrencilerle öğrenci oluyor; hasbihal ediyor insana, ümmete dair. Sabah namazı eda edildikten sonra Palandöken’e yöneliyor adımlar hep birlikte. 
       “Ne güzel yaşanmışlıklar varmış Erzurum’a dair.” diye mırıldanıyorum. Sonra büyüklerimizin paylaştıkları geliyor aklıma.

       1975-1976 döneminde Erzurum’a ayak basması, MTTB ve Akıncılar içerisindeki mücadelesi, sporcu kimliği, Hicret’in 1400. Yılı yürüyüşü, kurduğu Mahalli Teknik Takımlar Birliği (MTTB) ismi ile kapatılan Milli Türk Talebe Birliği ruhunu yaşatmaya devam etmesi, ümmetin derdini dert edip Afgan cihadına katılması, 1987’de tekrar Erzurum’a dönüp üniversiteyi tamamlaması. Bir Erzurumlu olarak anılmasını haklı çıkaracak yaşanmışlıklar olarak tazeleniyor gönül dünyamda…
    -Hocam geldik, iniyoruz. 
    -Efendim?
    -Hayırdır hocam, nereye daldın böyle?
    -Bir “YILDIZ”a.
    -???

Fahri GÜZEL
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi
Öğretim Görevlisi

 

Bu yazı bahattinyildiz.com için kaleme alınmıştır. Yayın tarihi: 05.02.2021

 

 

ÖNCEKİ YAZILAR

 

Adem Ceylan

Şehir Hatıraları - Konya

Ahmet Oruçoğlu

Bursa Hatıraları

Fahri GÜZEL

Şehir Hatıraları - Erzurum

Dumlu Kara

İzmir Hatıraları

Ziyaretçi Defteri
Yükleniyor
Yükleniyor...