
Bahattin abiyle ilk kez 1976 yılında Erzurum Akıncılar Derneği lokalinde tanıştık ve şehadetine kadar da hep birlikte ve beraber olduk. Kendisine 34 yıl kardeşlik ve yol arkadaşlığı yaptım.
Araya 12 Eylül darbesi girdi. 1979 yılında Rusların işgal ettiği Afganistan’a, cihad için gitti. Bu dönemde İzmir’de ciddi bir boşluk oluşmuştu. Onun tekrar Türkiye’ye dönüşünden sonra her şeye sil baştan başlaması, temkinli ve yere sağlam basması önemliydi. Genç kardeşlerimiz onun etrafında adeta kenetlendiler, samimiyeti ve ihlaslı hali herkesin üzerinde olduğu gibi gençlerin üzerinde de olumlu bir etki bırakmıştı.
Birçok kesimin ‘Bahattin beraber olalım, birlikte çalışalım’ tekliflerini geri çevirdi. Üç beş arkadaşla yola koyuldu. Derdi ki, “Davette acele olmaz, bu işler sabır sebat işidir. Önemli olan, kemmiyet değil keyfiyeti sağlam ve kaliteli insanlarla yol yürümektir.”
Ve öyle de oldu. İşe Levent’teki evinde kitap okuma halkaları ve kitap tahlilleriyle başladı, hani suya bir taş atarsın da halka halka büyür ya aynen öyle oldu. Öğrencilerle kitap okuyor, onlarla sohbet yapıyor, Kemeraltı’nda, Hisarön’ünde çay içiyor, simitini bölüşüyordu. Bu da gençler, öğrenciler üzerinde inanılmaz bir etki bırakıyordu. O yıllarda ben de Kemeraltı’nda bir hanın içinde, merdiven altında, gerçek bir merdiven altı, bir lokanta açmıştım. Bahattin abi buna çok sevinmişti. ‘Dumlu burası merkezî bir yer, bizim gençler için çok iyi oldu, gelir giderler, burası arkadaşların uğrak yeri olacaktır’ dedi. Öyle de oldu, işim gereği 12.00’de işe başlar, 14.00’te paydos ederdim. İşte o saatten sonra da öğrenci kardeşlerimiz Bahattin abiyle bir araya gelir, saatlerce konuşup muhabbet eder, gündemi değerlendirir, geleceğe dair önemli konuşmalar yapardık. Bugünün önemli isimleri Şükran lokantasının öğleden kalan yemeklerini yerken, orada şiirler okunur, şiirler yazılır, önemli tartışmalar yapılırdı. O dönem Ege’den Muhittin, Fikri, İsmail,ilyas, Adnan,selcuk, Kerem, Mustafa Aslan; Dokuz Eylül’den İbrahim, Serdar, Lokman, Ubeyd; İlahiyattan Hüsam, Mustafa Karataş, Osman, ve daha nice arkadaş gelirdi. Artık burası adeta bir lokal, bir dernek gibi olmuştu. İşte o yıllarda bizim iftar geleneğimiz de başladı. Bir gün Bahattin abi geldi, ‘Dumlu nasıl yapalım, üniversiteli kardeşlerimiz için burada bir iftar yemeği verelim’ dedi. Lokantamız küçüktü dört beş masalık bir yerdi, burada nasıl olurdu iftar vermek diye düşünürken, Bahattin abi her zamanki gibi hesabını kitabını yapmıştı bile. ‘Dumlu, dedi, sen merak etme; iftar saatinde hanın içindeki dükkânlar kapanıyor, biz de hasırlarımızı getirir serer, iftarımızı yaparız.’ Ve ilk iftarımızı böylece 1987 yılında, hasırlar üzerinde yapmış olduk. Kemeraltı’nda başlayan iftarlar, sonra İmam Hatip Cami bahçesinde, sonra Selamet Konağı’nda, daha sonra o günün Ensar Vakfı’nda ve daha sonra o günün İmam Hatipliler Mezunları Lokali ve başka mekânlarda devam etti. O gün bu gündür, elhamdülillah, iftarlarımız hala devam ediyor.
O yıllar ben Bayraklı’da ikamet ediyordum; mahallemizin, komşularımızın, akrabalarımızın çocuklarıyla ilgileniyor, onlarla kitap okuyor, ev sohbetleri yapıyordum. Zaman içinde mahalle camisinin altında, bugünün deyimiyle kitap kafe kurmuştuk. Akşamları mahallenin gençleriyle artık burada buluşuyor ve sohbetler yapıyorduk. Buradan yetişen Uğur, Tarık,, Vedat, Ersin, Adem, Mustafa, Bilal İkbal ve ismini sayamadığım daha onlarca genç oldu. Hafta sonları onlarla spor yapıyor, futbol oynuyor, yürüyüş yapıyor ve koşuyor, birlikte yaptığımız aktivitelerden inanılmaz keyif alıyorduk. Bu çalışmalar Bahattin abinin de dikkatini çekmiş olmalı ki bir gün, ‘Dumlu senin şu Bayraklı’da yaptıkların var ya, bunlar çok önemli, mahallendeki çocuklara, gençlere sahip çıkman. Bu, benim için de çok önemli ve değerli’ demişti. ‘Her mahallede bunu yapmalıyız, mutlaka cami derneklerine girip camilerin altında böyle kütüphaneler oluşturmalıyız. Bu çocuklar bizim, bunlara biz sahip çıkmalıyız’ derdi. Hatta bu konuda her türlü desteğini aldık, her çağırdığımızda gelir gençlerle sohbet ederdi. O dönem bizim Bayraklı ekibiyle meşhur deniz kamplarımız olurdu. İzmir’den de abilerimizi çağırırdık, bu bazen Bahattin abi olurdu; bazen de Mehmet, Musa, Hüseyin Alan abiler olurdu. Biz de bir otobüsle deniz kampına giderdik. Gece yürüyüşleri, karanlıkta yön bulma, hedefe varma vb. çeşitli etkinliklerle zor durumlarda neler yapılması gerektiğini öğrenirdik. Bunlar gençlerin üzerinde inanılmaz etkili olurdu. Ayrıca bilgi yarışmaları, kısa koşular, Bahattin abinin gençlerle güreş müsabakaları… Kamp süresince inanılmaz moral motivasyon yüklenirdik. Allah binlerce kez razı olsun. Hamdolsun, Bayraklı’da yetişen o günün gençleri, Bahattin abilerinin İzmir’deki çalışmalarına kaldığı yerden devam ediyor, ettiriyor ve emanetine sahip çıkıyorlar.
Bahattin abiyle çok yol arkadaşlığı yaptım. O, yerinde, evinde duramayan, sürekli dostlarını, kardeşlerini ziyaret etmeyi, onlarla hemhal olmayı çok isteyen ve seven biriydi. Özellikle kış aylarında, her hafta sonu bir yerlere gider, ziyaretlerde bulunurdu. Çalışmalar hakkında bilgi alır, onlara fikirler verirdi. Gitmelerimiz, öyle çok planlı da olmazdı, bir anda spontane gelişirdi. Bakarsınız, bazen sabah erken bazen akşam geç saatte olurdu. “Dumlu müsaitsen arkadaşlarla falan yere gidiyoruz” derdi. Bir anda bizim programımız değişir, o gün Bahattin abiyle olurduk. Bu program değişikliklerinden, çoğu zaman bizim ev halkı hoşnut olmazdı. Ama yapacak bir şey yok, Bahattin Yıldız’la arkadaş olmak öyle kolay değil, bunun da bir bedeli vardı. Onun idealleri, gayeleri için çıktığı kutlu yolda, ona yoldaş olmak, bizler için birer gurur vesikasıydı. Zamanla bu durumu ev halkımız da kabul etmeye başladı.
Gittiğimiz yerlerde inanılmaz hürmet muhabbet görürdü. Onların dertleriyle dertlenir, onlara çözümler üretmeye çalışırdı. Her yerde, aç olduğumuz halde yemek tekliflerini geri çevirir, onlara yük olmayı, rahatsızlık vermeyi hiç istemezdi.
Dönüşte bir kahvede veya bir piknik alanında simit, peynir, domates yemeyi tercih ederdi. Tabii çok ısrar eden olursa da, insanları kırmama adına yemek yediği yerler de olmuştur.
Bir şehre giderken mutlaka Bahattin abiye söylerdik, “abi biz falan yere gidiyoruz” derdik. Bu şekilde hem bilgi vermiş, hem de selam götüreceğimiz birileri var mı diye sormuş olurduk. Yine bir gün ‘abi biz ailece Karadeniz sahilinden Erzurum’a gideceğiz, haberin olsun’ dedim. Ertesi gün Bahattin abi elime bir kâğıt tutuşturdu. ‘Dumlu ben güzergâhtaki arkadaşların telefonlarını, adreslerini yazdım, vaktiniz olursa uğrar, çaylarını içer, selamımı söylersiniz’ dedi.
Eve gelince kâğıda bir baktım, hay maşallah, güzergâhtaki bütün şehirlerde tanıdıkları vardı, onların telefonları ve adresleri yazılıydı. Afyon, Samsun, Ordu, Trabzon, Rize yol üzerindeki tüm şehirlerde tanıdıkları, dostları vardı. Biz de listeye aynen sadık kaldık. Gittiğimiz yerlerde selam verip yolumuza devam ettik. Trabzon’da adını hatırlayamadığım bir doktorun muayenehanesine gitmiştik. Amacımız bir selam verip yola devam etmekti. Fakat ne mümkün! Bahattin Yıldız’ın selamını getireceksiniz ve hemen gideceksiniz! “Sizi asla bırakmam!” dedi. “Eve gideriz, akşam bizde misafir olur, sabah da yolunuza devam edersiniz”, diye ısrar etmeye başladı. Yola devam etmemiz gerektiğine ikna edip sonunda dışarıda bir yemek yiyerek hem onun gönlünü aldık hem de yolumuza devam ettik.
Demem o ki onun selamıyla gittiğiniz her yerde büyük bir rağbet, bir değer görürdünüz. Tabii bunlar kolay elde edilmiyor, kolay kazanılmıyor, bir emek vermek lazım, en önemlisi de bu duygu, bu bilinç ve bu şuurda olmak lazım. Türkiye’nin hangi şehrine gidersen, git Bahattin Yıldız’ın selam göndereceği, çayını çorbasını içeceği bir arkadaşı, bir dostu vardı. O yüzden şehadetinden sonra tüm Türkiye, hatta abartmıyorum tüm dünya Bahattin abinin şehadetine kayıtsız kalmadı. Biz; Bahattin abi, sadece İzmir’in abisi zannederdik, ama gördük ki; nice dostluklar kazanmış, nice gençler yetiştirip Türkiye’nin ve dünyanın her tarafını sarıp sarmalamış.
Ya Rab ben şahidim,
Ben şahidim;
Bahattin Yıldız; iyi bir dost, iyi bir ağabey, mücahid bir müslüman ve dava adamıydı. O hepimiz için büyük bir kahraman, önemli bir yıldızdı! Bize düşen en önemli vazife, onun yolunu takip etmek, onun gayretini, azmini, hassasiyetini yeni nesillere aktarmaktır. Çünkü onun yolu, İslam’ın ve Hakk’ın yolu idi.
Yolun, yolumuz olacak ağabey.
Sen rahat uyu!
Dumlu KARA
Bu yazı bahattinyildiz.com için kaleme alınmıştır. Yayın tarihi: 28.12.2020
Şehir Hatıraları - Konya
Bursa Hatıraları
Şehir Hatıraları - Erzurum
İzmir Hatıraları
