
Yüreğimde ve hissiyatımda yaşadığım duyguları çoğu zaman paylaşmayı sevmeyen biriyim.
Hele seni yazmak, senin hakkında yazmak kolay olmuyor Bahattin Abi. Tedirgin oluşum kaleme ve kâğıda olan küskünlüğümden değil, beni endişelendiren, seni anlatacak olan kalemimin ve kalemimden dökülen sözcüklerimin yetersizliği, seni tarif edecek olan sözcüklerimin acizliği. Yazmak yüreğimin tozunu almaktı aslında.
Şöyle hafızamı yoklayıp, seni ilk tanıdığım yıllara doğru gittiğimde, senin bende ilk iz bırakan yanının babamın öğrencilik döneminden bana anlattığı Milli Türk Talebe Birliğinde kazandığı mücadeleci ruhunun sende hiç bitmeyen yanıydı. Sana boşuna Mücahit denmemişti. Aslında sende biraz babamı da bulmuştum. Ve bir anda öğrencilik ve gençlik yıllarımın kahramanı oluvermiştin.
Bize ayette buyrulduğu üzere “Müminler ancak kardeştir.” vurgusuyla ümmet bilincini aşılar, ufuk açıcı konuşmaların ile yolumuzu aydınlatırdın. Ulaşılmaz gelen uzak ülkeleri yakınımıza getirir ve oturduğumuz yerden, coğrafi atlas üzerinde, o ülkeden o ülkeye gezip dururduk senin rehberliğinde. Bize her zaman hakkı tavsiye etmemizi, dirayetli, ahlaklı, duruşumuzla örnek olmamızı isterdin. Bize aslında yaşantınla, söylemlerinle kadirşinas itaatsizlik ve tevarüs edilmemiş asaleti öğrettin.
Bize hep kitap okumamızı tavsiye ederdin ve “Ufkunuz geniş olsun gençler.” derdin. Biz de elimizden geldiğince okumaya çalışırdık. Bazen okuldan kalan boş vakitlerimizde Mehmet Abi’nin hurdalığında buluşur, seninle hurdalığa düşen kitapları karıştırırdık. Bir gün yine seninle eski kitapların arasında okunacak kitap ararken, bana dönüp, kırmızı ciltli, ön kapakta hafif silik yaldızlı yazısı olan ‘Drina Köprüsü’ adlı kitabı bana göstererek;
-Mustafa, bak bu kitabı okudun mu? diye sormuştun. Ben de,
-Yok, abi okumadım. Deyince,
-Al, bak bunu okuman lazım. Diyerek bana uzatmıştın, ben de çantama atmıştım.
Yıllar geçse de o kitabım Bahattin abiden kalan bir hatıra olarak kitaplığımın başköşesindeki yerini korur ve her elime alışımda bana ne kadar az okuduğumu hatırlatıp, beni daha fazla kitap okumaya sevk eder. Ah abi işte! Sen yoksun ya, biz de senin bıraktığın hatıralarla avunuyoruz.
Bahattin Abi’nin muhabbetini dinlemek için can atar, cep telefonunun olmadığı o yıllarda ev telefonundan Bahattin Abi’yi arar, bazen ulaşabilirdik, bazen de Emine Ablamız telefonu açar evde olmadığını, akşama tekrar aramamızı söylerdi. Farkında olmadan vakitsizce bile arasak, Allah razı olsun Emine Ablamız bizi kırmadan cevaplar, aniden şehir dışına çıktığı haberini aldığını söylerdi. O bu habere alışkındı fakat biz şaşırırdık ve hasretle Bahattin Abi’nin dönüş yolunu gözlemeye başlardık.
Bizi muhabbetin kadar bizim her görüşümüze, her fikrimize ve çıkmazlarımıza değer vermen, her birimizi üşenmeden can kulağıyla dinleyip bizi hoşnut etmen, bizi adam yerine koyman sayesinde senin yanında moral bulur bir yaş daha büyürdük. İzmir’de beni bir gün Akevler’den Kemeraltı’na kadar yürütmüştün. Yolumuzun üstünde olan birkaç dostuna da uğramıştık. Zaten selam vermeden geçmezdin. Her geçtiğimiz sokakta ayrı ayrı anlattığın, 1980 döneminde Müslümanların orada verdiği mücadele hatıraları ile bana sanki o dönemleri yaşatmıştın. Onca yolu yürüdükten sonra bendeki yorgunluğu fark edip bir lokantanın önünde;
-“Bak Mustafa, buranın çorbası güzeldir gel senle bir çorba içelim.” deyip yorgunluğumu giderip gönlümü ve karnımı doyurmuştun. Biz razıydık Rabbim, Sen de razı ol.
Seninle yaptığım nice yolculuklar oldu bitmesini hiç istemediğim. Gittiğimiz her yerde selam verdiklerin seni benden daha iyi tanıyorlar ve gördüklerinde kırk yıllık ahbaplarıymışsın gibi davranıyorlardı. Gittiğimiz her yere mutluluk taşıyordun, girdiğin her yer huzur buluyordu varlığınla. Ben de hep kıskanırdım. O bizim, İzmir’in Bahattin Abi’si derdim içimden. Bu kıskançlığım kısa sürerdi. Bir an Bahattin Abi’nin o şefkatli eli omzumda beliriverir ve beni sanki çok değerli biriymişim gibi dostlarına tanıtırdı ve bu beni çok gururlandırırdı. Allah senden razı olsun.
Daha lise yıllarında, Bahattin Abi’nin izolasyon işinde İzmir’in çatılarında dağlara bakmayı, denize bakmayı, ufka bakmayı, şehrin kalabalık insanlarının koşuşturmasına bakmayı öğrenerek hayata adım atmaya başlamıştık. Bu bizim kalem tutan ellerimizle, ziftli rulo toplarını omuzlarımıza alışımız, hayatın ilk yükünü omuzlamak gibi bir şeydi. Narin ellerimize ne kadar yakışmasa da ilk denemelerimizde elimizi yaktığımız şalamalarla hayatın ilk acılarını tatmış ve bizi hayata hazırlayan ilk tecrübelerimizi edinmeye başlamıştık.
İstanbul’da üniversiteyi kazandığım ilk yıllar. İzmir’den ve Bahattin Abi’den ayrı günlerim. İstanbul’a gelmesini dört gözle beklerdim ve geldiğinde ilk benim haberim olsun isterdim. O kadar mutlu olurdum ki benden bahtiyarı olmazdı. İzmir’de peşine takıldığım gibi peşine takılır, o dostlarını ziyaret eder ben de onun sayesinde İstanbul’u gezmiş olurdum. Ve her dost meclisinden ayrılırken;
- “Mustafa bak arada uğra, bu abinin çayını iç.” derdi. 2009 yılında, sabah namazı vaktinde, annemin vefat haberi ile sarsılmıştım. Annemin cenazesinde Bahattin abi en ön saftaydı ve “Mustafa dirayetli ol.” diyerek beni teskin etmeye çalıştı ve acıma ortak olmuştu. Daha annemin ayrılık acısı kor gibi yüreğimdeyken nerden bilebilirdim aradan bir sene geçmeden Bahattin Abi’mi de kaybedeceğimi. Son görüşmemiz, Afganistan’a gitmeden bir hafta önceydi. Beni telefonla aramış benden bir arkadaşın numarasını istemişti. Uçak kazası haberini aldığımda, İstanbul Karaköy vapur iskelesinde donakalmıştım. O uçağın Bahattin Abi’nin bindiği uçak olmaması için dua ediyor inanmak istemiyordum.
Bekledik, bekledik.
Yolunu gözlediğimiz bekleyişlerimiz gibi,
Bu gittiğinde dönmedin.
Anladık.
Ve artık sen yoksun Bahattin Abi.
Bize “Bi dakka arkadaşlar!” diyemediğin için zaman artık durmuyor, su gibi akıp gidiyor.
Senin bize “Bizim Çocuklar.” hitabın kadar değerli kılanı yok artık,
Senin bize “Bak Aslanım!” deyişin kadar yüreğimize dokunanı yok,
Senin bizim omzumuza şefkatle dokunduğun şefkatli elin yok,
Sen gittikten sonra biz de yetim kaldık.
Bu yazı bahattinyildiz.com için kaleme alınmıştır. Yayın tarihi: 05.02.2021
Ölümün anlamlandırılması
Bahattin Abimin Selamı Var!
Bak Aslanım
İyi insan olabilmek
