
Bahattin Yıldız; ömrünü inandığı davaya adamış, dünyalık adına hiçbir hevesi, zevki, ideali olmayan, kendisini devamlı mücadelenin içinde gören ve mücadeleden korkmayan,
gençlerle sohbet etmekten, onlarla ilgilenmekten ve gençlerin dertleriyle dertlenmekten büyük zevk alan, samimiyete, dürüstlüğe büyük önem veren, vefanın en güzel emarelerini sergileyen, sadece ülkemizin değil tüm dünya Müslümanlarının sıkıntılarıyla ilgilenen, her fırsatta şehitlerimizden ve şehadetten bahseden, bir kez görüştüğü insanı ömür boyu dost bilen ve hiç unutmayan ağabeydi.
Onun için öğrenci çalışmalarının ayrı bir önemi vardı. Öğrenci çalışmaları konusundaki yaklaşımı ve yöntemleri ile ilgili bazı notları derlemeye çalıştık:
“Bahattin Yıldız’ı öğrencilerime hiç anlatmadım. O kendini toplantılarda, her sene geldiği pikniklerde haliyle ve samimiyetiyle anlattı.” (Cavid OKUR)
“2004 yılında tanıdım Bahattin abimi. Dülgerzade camiinin yanı başında Özgün Yayıncılıkta kalabalık bir grup arkadaşla otururken içeri orta boylu esmer koyu kalın sakallı birisi geldi ve herkes birden yerinden fırladı. Gelen kişiye gösterilen teveccüh ile gelen kişinin görüntüsü tezat oluşturuyordu o günkü zihnimde. Heralde bir esnaf yâda bir köylü diye düşündüm ama bu teveccühte neyin nesiydi. Herkesle bir bir sarıldı ve bende sarıldım. Meğerse bir yazarmış kendisi ama bize yazarlar hep erişilmez kimselerdir diye öğretmişlerdi. Oysa Bahattin abi bir baba gibi bir abi gibiydi. Öyle ki sanki yıllardır tanıyormuşçasına bağrına bastı daha ilk tanışmamızda beni.” (Abdullah ÖZDEMİRCAN)
“Bir gün okulda İzmirli arkadaşlar, akşama Bahattin Ağabey’in evlerine misafir olacağını haber vererek benim de gelmemi istediler. O akşam gazete üzerine açılmış öğrenci evi sofrasında yaklaşık on üniversite öğrencisi arkadaş Bahattin Ağabeyle akşam yemeği yedik. Saat sekiz gibi başlayan muhabbette Bahattin Abi gece yarısı saat ikiye kadar aralıksız konuştu. Ve biz, on üniversite öğrencisi genç pür dikkat altı saat boyunca onu dinledik.
İlk gördüğümdeki inşaat kalfası, Afgan cihadının en ince detaylarından, Türkiye’deki sol hareketin tarihine; Godfather filmindeki bir sahneden, İsmet Özel şiirlerine kadar geniş bir yelpazede günlerce konuşacak ve kendini pür dikkat dinletecek kadar engin bir insandı. Sonraları Bahattin Ağabey ne zaman İstanbul’a gelse kendisinden nasiplenmek için hemen etrafını çevirirdik. Bahattin ağabey, sessiz sedasız gelirdi İstanbul’a. İstanbul’da ilk uğradığı mekân kuruluşunda Cemal Ağabeye destek verdiği Özgün yayınlarıydı. Yayın evinin üst katında kendine ayrılan mütevazi
bir odada kalırdı. Sadece gençler Bahattin Ağabeylerini arayıp bulmazdı. Bahattin Ağabey, aralarında onlarca yaş olmasına rağmen değer verdiği gençleri arar bulur ve
kadim bir dost ile ülfet edercesine gençlerin halini hatırını sorardı. Gençler zor zamanlarında sığınacakları bir barınak ve kendilerine kol kanat gerecek bir ağabeylerinin olduğunu bilirdi. Bahattin Ağabey, gençler için her zaman yaslanabilecekleri bir çınar gibiydi. 1996 yılında Yuvacık kampında gençler gözaltına alındıkları zaman, yanı başlarında gönüllerine huzur veren Bahattin ağabeyleri vardı. Bahattin ağabey, gençlere özel bir ihtimam gösterdiği için gençlerin yapacağı bütün hayırlı işleri destekler onları cesaretlendirirdi. Bir gün Yürüyüş isminde bir dergi çıkarmak istediğimizde en büyük desteği Bahattin Ağabey’den almıştık. Birkaç yıl sonra dergi kapatılıp yayın yönetmenine ceza verildiği zaman Bahattin Ağabey yine ilk arka çıkan isimdi.” (Adnan BALCI)
“Bulmak isteyenler onda aramışlar ve onunla ermişlerdi muradına. Mesafe koymadan araya, torunu sayılacak yaştaki çocuklarla hemhal olmak neymiş ve nasıl bir özveriymiş kuşak farkını ortadan kaldırıp gençlerle vaktini, ekmeğini, derdini paylaşmak? Kamp ateşlerinin başında sımsıcak bir dostluğa tutunan canlar, doyumsuz çay muhabbetlerinde yiğitlerin sevdasını kuşananlar; neyi kaybettiklerinin farkına varacaklar bir gün.” (Ahmet TÜRKBEN)
“Okulda yaptığım delifişekliği duyunca, ötekilerin yaptığı gibi şahadet parmaklarını gözüme soka soka 'seni haylaz' naraları atmak yerine; işlediğim cürümün bir kabiliyet numunesi olduğu tezini öne sürüp; bu kadirşinas tezini alnıma kondurduğun tebrik busesiyle süslemeni asla unutmadım.
İlk gençlik yıllarındaki şiirimsi hezeyanlarımı kitaba dönüştürme cüretimi ilk alkışlayanlardan olmuştun. Sana aşina olanların malumu; kabiliyet namına bir kıvılcım görsen, onu harlı bir ateşe dönüştürmek için teşvik rüzgârlarını estirmeden edemezdin. O rüzgârdan nasiplenenlerden olma bahtiyarlığını bana da tattırmış olmanı unutarak bîvefa taifesine katılmayacağım.” (Ali ÇELİK)
“Dostlarına, arkadaşlarına karşı vefalıydı. Arkadaşlarının çocuklarına ise apayrı ilgisi vardı. Onlara okumaları için kitap hediye eder, tuttuğu takımlar üzerine konuşur, ne eder yapar onlarla bir bağ kurardı. İstanbul’a her geldiğinde küçük de olsa çocuklarımıza hediyeler getirirdi.” (Cemal BALIBEY)
İnsana sevdiğini ne kadar kibar dille söylerdi; ben üzülürken, kazandığım bölümü beğenmezken, yanıma yanaşıp; 'bak şimdi, senin İzmir’i kazanmana çok sevindim, sen orada çok şeyler yaparsın' dediğini hatırlıyorum, bir de okuldan mezun oluşumu.
Mütevazılığı ben ondan öğrendim, gururun kibrin dünya hayatında ne kadar boş şeyler olduğunu. Sabrı öğrendim, yıllarca şehadet özlemiyle yaşayıp, sabredip menzile ulaşması sabrın en güzel örneği değil miydi? Cesareti öğrenemedim; öğretti, öğrenemedim. Türkmenistan’a gider misin dediğinde hiç düşünmeden evet dedim, İsfahan’da git dediğinde gittim, ufkum açıldı, fikir zengini oldum. Faruk oralarda yalnızsın, Afgan’a da git öyle gel dediğinde, toy bir genç olarak cesaretimi toplayıp gidemedim. Her şartta, her türlü koşulda ibadetleri aksatmaması ihlası, imanı öğretti bizlere. Bir simit alırdık Kemeraltı’ndan, çayımızı Hisarönü’nde içerdik. Simidinden ikram ederdi bizlere. Selçuk gelsin, Hüsam gelsin, Selami gelsin, Üniversiteli gençler gelsin, hepsine yeterdi Bahattin Abinin simidi, çayı. Taksim etse simidini; İstanbul’a Erzurum’a, Muğla’ya, Doğubayazıt’taki kitabevine, Bursa’daki öğrenci evine, Avusturya’daki, Almanya’daki Müslümanlara, Balkanlara, Türkmenistan’daki, Özbekistan’daki, Karaçi’deki, Keşmir’deki dostlarına… Hepsine yeterdi yüreği gibi simidi de.” (Faruk EŞLİK)
“Gençlik yıllarımdan bu yana, bir 'toy' üniversite öğrencisi olarak İzmir’e adım attığım yıldan bu yana ekmeğini, zamanını, düşüncelerini, birikimlerini, heyecanını, sorumluluğunu, kaygılarını, sevinçlerini, ideallerini benimle, bizimle, seçkin ve coşkulu bir grup genç insanla paylaşan, direniş öncüsü bir yiğit adamı kaybettik...” (İbrahim KARAGÜL)
“Her gencin ‘’şöyle biri olsam’’ dediği biri vardır ya, benim içinde Bahattin Amcam öyleydi. Küçük yaşlarda bizi annemizin, babamızın uzağına dağlara, kamplara götürürdü. O zaman bunların anlamını tam anlayamazdım. Dağ ne demek, kamp ne demek? Dağ demek, kamp demek, dostluk demekti, paylaşmak demekti, vefa demekti ve Bahattin Amca demekti. Şimdi düşünüyorum da keşke burada olsa, bizi tekrar götürse dağlara, kamplara…” (Muhammet Bilal KARA)
“Afganistan’a gitmeden önce herkesin Bahaddin kardeşi olan bu yiğit, Afganistan’dan döndükten sonra Erzurum’da okuyan bizim öğrencilerin Bahaddin abisiydi. Bahaddin, yine bir öğrenci evinde kalıyordu. Öğrencilerle hasb-i hal ediyordu. Onlarla birlikte olmaktan haz ve lezzet alıyordu. Öğrenciler de onun bilgisinden, tecrübesinden, aşkından ve şevkinden istifade ediyorlardı. Ben de sık sık giderdim Bahaddin’in kaldığı eve. O evde bizim fakültemizden öğrenciler de kalıyordu. Geç vakte kadar çaylar içilir, sohbetler yapılırdı. Bahaddin dost insandı, sohbet adamıydı, arkadaştı. Devamlı talebelerle birlikte olmayı tercih ederdi. İslâm için her şeyini fedâ ederdi.” (Mustafa AĞIRMAN)
“1976 yılında, İzmir İmam Hatip Lisesi’ne başladığım ilk günlerde bize ağabeylik yapanlardan Nazmi Zengin’den duymuştum adını. Sonrasında da tanışmak nasip olmuştu. 1980 öncesinin ortamında kendisi Erzurum’da olmasına rağmen İzmir İHL de okuyan bizleri motive ediyordu. O yıllardan bizim Bahattin abimizdi. Erzurumlardan kalkıp gelip de İzmir Yüksek İslam Enstitüsünde eylem organize etmek ancak onunla oluyordu. 12 Eylül 1980 ve Afganistan dağlarında savaşan Bahattin abinin haberleri bizdeki heyecanı diri tutmaya yetiyordu. Üniversite yıllarımda Mehmet Eker ve Musa Kırca ile birlikte İzmir’deki hasbi çalışmalar cihat şuurunu içselleştiren bir gençliği, O’nun ifadesi ile bizim gençleri mayalandırıyordu.” (Mütteki SEZEN)
“Bir ayağını İzmir gibi şartları zor bir bölgeye sabitleyip diğer ayağıyla adeta bütün bir dünyayı dolaştı. İzmir’e her yolu düşene ev sahibi oldu. Bilal Yaldızcı’nın şehadeti Bahattin Yıldız’ın eğitmenliğiyle birlikte adeta bir okul oldu. Her yıl Ödemiş’te Bilal Yaldızcı’nın şehadet yıldönümünde yaptığı programlarla onlarca öğrenciyi ve genci eğitti. Hayatı bir şehid şuuruyla yaşamayı öğretti hepimize.”
“Nasıl yaptığını anlamadığım bir tarzla daha ilk görüşmenizden itibaren abi olarak görmeye başlardınız onu. Olanca doğallığı ve sıcaklığıyla her tanıştığı kişinin hayatında hemencecik özel bir yer edinirdi. Çözümüne imkanı olsun olmasın herkesin derdini dinler, elinden gelen bir şey olursa yapar olmazsa onunla beraber dertlenirdi. Okulu bitene iş bulmaya, bekar olana eş bulmaya çalışırdı.
Onun için mekan ve sınır yoktu adeta bu dünyada. Vakit ve imkan bulduğu her zaman başka bir yerde bulurdunuz onu. Bir arardı Bosna’da. Bir arardı Afganistan’da. Bir bakmışsınız bambaşka bir diyarda ama her zaman bir Müslümanın yanında. Nereye giderse gitsin orada mutlaka ziyaret edecek birini bulurdu O. Zaten onu herkesin abisi yapan özellikte sanırım buydu.
Bir gece vakti yemeğini yemiştik evinde. İzin istediğimizde “Sabahın şerri gecenin hayrından evladır” diyerek evinin çatı katında bizim gibi davetsiz gelen misafirleri için hazırladığı odasında yatakları açıvermişti hemen. Yıllarca kitapların arasında Özgün’ün üst katında geceleri çayımızı demleyip bizlerle saatlerini paylaşan, evliliğimizde yanımızda olan, evimize yatıya misafir kalacak kadar bizleri kendisine yakın kabul eden abimizi özlüyoruz.
Yaz kamplarında ormanın derinliklerinde mantar toplayan, bizlerle oynayıp, gülen, bizlerle dertlenip ağlayan abimizi özlüyoruz.” (Orhan DEMİRAL)
“Sadreddin Yüksel hocamızın cenazesi için İzmir’den gelmişti. Defnin ardından Edirnekapı’dan Saraçhane’ye kadar kol kola yürümüştük.
Anlatıyordu...
Gençler diyordu mesela!
“Gençlik” diyordu...
Ali Gümüş’ün “İmza” dergisi döneminde, yani 80’lı yılların sonunda, dilinden düşürmediği “İzmir’deki gençler”den kimileriyle tanıştırmıştı bizi: Bizim gazetenin yazarlarından İbrahim Karagül’ü, Fikri Cumhur’u, İsmail’i, Selçuk’u, İsmet Özel’in bütün şiirlerini ezbere okuyan Fatih’i...
Hep onun sayesinde tanıdım.
* * *
Bir gün yine “gençlerden” bahsederken, “Senin gençler dediğin nerden baksan kırkını geçti be abi...” diyerek takılmak istedim, vazgeçtim.
Çünkü biliyordum: Bahaddin Yıldız’ımızın “genç”ten kastettiği, inandığı yolda diri durmak, dik durmaktı.” (Salih TUNA)
“Biz gençtik, heyecanlıydık, zaferde hemen gelmeliydi sevinçte. Vaktimiz yoktu beklemeye, ama o, zor badirelerden geçmiş bilinciyle, bileylenmiş yüreğiyle bize hep “karanlık denizlerin dibinde incilerin olacağını ve bu incilere de zor ulaşılacağını” söylerdi…
Aslolan yolda olmaktı. Aslolan yolda kalmaktı. Bir ucundan tutabilmekti yeryüzünün en asil mücadelesini veren özgürlük savaşçılarının. Yanlarında olmasak da vardı onların asil mücadeleleri için yapabileceğimiz şeyler. Önemli olan onu bulmak ve yapmaktı. Kimi zaman Konak meydanında Bahattin Abi, kimi zaman Akevler yokuşunda. Kimi zaman çatılarda rızkını kazanır çoğu zaman bir seyyah. Yeryüzü bize mescid kılındı misali… Bir bakarız Beyazıt’ta, bir bakarız Kızlarağası hanında. Gün gelir Berlin’de, gün gelir Kabil’de. Ama her zaman gençlerle Kansızoğlu apartmanında… O dar, karanlık ve rutubetli öğrenci evinde…” (Serkan YORGANCILAR)
“Doksanlı yıllarda kalabalık bir öğrenci gurubuna dünyayı gezen mazlumu kollayan bir ağabey olarak uzunca bir konuşma yapmıştı. O yıllar için adı sanı duyulmamış edebiyat klasiklerini okumamızı salık verdiğini hatırlıyorum. Daha çok şey anlatmıştı ama aklımda kalan en vurucu ifadeleri bunlardı; hayatı iyi okumalara ve mazlumların yanında yer almaya bitiştirmek…” (Vural KAYA)
“Bizim kulaklarımızda ise bize son görüşmemizde söylediği sözler yankılanıyor şimdi.
‘’Ağabeylerinizi ziyaret edin, onlara saygı ve sevginizi eksik etmeyin. Velev ki başka yollarda, başka metotlarla hareket etseniz de. Ve doğru olanı yapmaktan asla vazgeçmeyin…’’” (Yusuf Ensar ÇALIŞKAN)
Bu yazı bahattinyildiz.com için kaleme alınmıştır. Yayın tarihi: 28.12.2020
Onun için öğrenci çalışmalarının ayrı bir önemi vardı.
