Akşam namazını Gazi Hüsrev Bey camiinde kıldım.
Akşamın bu vaktinde hava titretecek kadar soğuktu. Moriç Han’ın önünden geçtim. Şadırvan tarafına döndüm. Tramvay durağı karşımda. Köşede manav, yanında unlu mamüller, onun yanında da Eserin devraldığı çay evi. Üç basamağı birden çıktım.
Eser, Uluslararası Sarayova Üniversitesinde öğrenci. Temmuz ayında Srebrenisa katliamına karşı yürüyenler arasında tanıştık. Çalışarak okumaya çalışan gençlerden, o.
Çay ocağının kapısını açtım. Karşımda koca bir servis tezgahı. Sağlı sollu küçük oturaklar ve kısa bacaklı masalar. Eser, gayet ciddi biçimde servis yapıyor. O, beni görmedi. Bir süre servisini izledim. Fark edince altı aylık hasretle sarıldık.
-Sen işine bak, vaktim var oturayım, dedim.
Sırtımı duvara dayayıp oturdum. Kapının girişindeki masada oturan başörtülü bir kız ‘Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi’nin; Amak-ı Hayal’ ini okuyordu. Bu beni sevindirdi.
-Kızım bakar mısın? diye seslendim. İçerideki gürültü yoğunluğundan duymamıştı. Tekrar seslendim. Baktı. ’’Buraya gelir misin ?’’ Gelip oturdu.
-Okuduğun kitabın yazarını tanıyor musun? Soruma ‘Hayır.’ dedi.
-Osmanlının son dönemindeki önemli yazarlardan biri. Bundan otuz beş sene önce bir gazetenin yayınları arasında çıktığında bu kitabı okumuştum. Şehbenderzadenin diğer kitaplarını ve birikimini anlattım. Said Halim Paşadan bahsettim.
-Kitabı okumam için Eser ağabey verdi.
Kübra Sinopluymuş. Ailesi İstanbul Ümraniyede oturuyormuş. Başörtü probleminden dolayı okumak için Bosna’ya gelmiş. Şu an Psikoloji 2. sınıftaymış. Ablası da Samsun İlahiyat öğrencisiymiş. Kaynak ustası olan babası sekiz yıldır Behçet hastasıymış.
-Ben şimdi bazı aile çocuklarına İngilizce dersi vererek harçlık kazanıyorum. Babam artık seyrek para gönderiyor. Derken gözleri buğulandı.
-Bu saatte çarşıda ne yapıyorsun?
-Yurd tarafına giden Tramvay’ı kaçırdım. Dışarısı soğuk diğeri gelene kadar buraya girdim.
Milli Görüşün kızlar için açtığı yurtta kalıyormuş. İki öğün yemeğin de verildiği yurda aylık 100 Avro veriyormuş. Bu habere sevinmiştim. Erkek yurdu birkaç yıldır aktifti. Yazın yurt sorumlusu Adem (O da üniversite öğrencisi) kızlar için de yurt açacağız demişti. Açmışlar, bu düşük ücretle öğrenciye sahip çıkma hizmetinden dolayı Allah; öncülük yapanlardan, yardım edenlerden razı olsun. Çünkü alınan ücret bir şey değil. Yine de yurt dışındaki başörtülü kızların çoğu Kübra gibi. Eser de aynı yurdun erkekler için açılanında kalıyor.
Kübra gelecek araca yetişmek için kalktı. Şehbenderzadenin muammalı ölümü kadar hüzne boğmuştu beni. Birden cebine harçlık koymam yakışık almaz, Esere bırakırım, diyerek yapacağımı erteledim. Cüzdanımda az çok mutlaka böylesi anlar için ayrılmış bir miktarı eksik etmem.
Eser, ısmarladığım kahve fincanıyla geldi, yanıma oturdu.
-Kusurumu bağışla müşterileri anca bitirdim. Nasıl buldun mekanı?
-Çok güzel. Başçarşının dibinde Sebilin karşısında bir yer. Tam adreslik, bir uğrak yeri.
-Buraya bir de kitaplık kuracağım. Kıraathane yapacağım burayı.
-Bizim, otuz kırk senelik geçmişimizde, şehirlerde fiziki yapısı küçük işlevi büyük çayhanelerimiz vardı, Eser. Üniversiteli, liseli gençlerin çeliklemesi oralarda yapılırdı. Çay ocağının yanında kesinlikle bir de kitabevi olurdu. Bunların şehir sınırlarını aşan isim yapanları vardı. İnsanların lakapları gibi bu çay evlerinin de kazandığı ünvanları vardı Erzurum’da, Elazığ’da, Diyarbakır’da, Bursa’da, Sivas’ta, Ankara’da, Konya’da, Kayseri’de, bu kıraathane örnekleri vardı. Buna en iyi örnek Malatyadaki: 'Boğaziçi Üniversitesi’ diye namlanan çay ocağıydı. Burada; okuyan, düşünen, idealist gençlere; üretken düşünme, bilinçlenme cilası atılırdı. Şu anda Fatih camiinin etrafında duvar dipleri, nev zuhur çayhaneler bu geleneği sürdürüyorlar. Tek ve en büyük farkları; şimdiki ocakçıların paradan gayrı ideali yok. Oturanlarda mekandan ziyade servis ve çayın kalitesiyle mekana demir atmaktalar. Yine birikimli özet konuşmaların yapıldığı her türlü lafın belinin kırıldığı yerler oralar.. Senin bu ocağın Sarayova’ya renk katacak: Gurbetteki öğrencilerin buluştuğu, konuştuğu, birbirine düşünce aktarıldığı mekan olacağına inanıyorum. Yazarların, çizerlerin, öğretmenlerin ve Türkiye'den gelenlerin nefes alıp selam verdiği yer olacak inşallah. "Kütüphane de kuracaksan ben hemen iki gün sora gelecek kitap ısmarlıyorum." deyip telefonu çevirdim.
-Gazi Hüsrev beyde namaz kılanlar, Moriç Han gibi tarihi bir mekanda kahvelerini içecek, üst katta Tarih kokan, Aliya yadigarı Miladi Müslüma’a selam verip çaylarını burada içecekler inşallah.
Eser, buradan para kazanacaksın fakat, Boğaziçi Üniversiten hayırlı olsun.
O sırada açılan kapıdan soğuk havayla beraber uzun boylu, saçı uzamış, sakalı kısalmış, siyah paltolu, elinde bond çantasıyla gireni görünce heyecanlandım. Kalktım ‘Abdullah’ diye seslendim. Yere bakar gibi başı eğik baktı. ’Ben İzmir’denim tanıdın mı?’ ‘Evet.’ dedi. Buyur ettim. Eser bir kahve de ona getirdi. Abdullah bir sigara yaktı. Eşi Ramia hanımı sordum: Ayrılmışlar. Kızı üniversite ikideymiş, iki ayda bir görüyormuş. Ardından bir sigara daha yaktı. Üstü başı temizdi fakat, Abdullah savaş zamanı İzmir’e sığınan o, hareketli, konuşkan arkadaş değildi. Psikolojik rahatsızlık geçirmiş. Kahvesi bitince ‘Ben bir çıkıp geleyim’ dedi. O giderken ardından hüzünle baktım.
-Bu, ağabeyin buraya sık geliyor mu Eser ? dedim.
-Her gün bu saatlerde gelir. Kahve içer, çoğu zaman para vermeden gider.
-Bosna savaşı yıllarında Sancak'tan ailesiyle kaçıp İzmir’e gelmişti. Uzun süre kaldı. Kızı doğdu. O dönem gelen Boşnak öğrencilerle ilgileniyordu. Ağabeylik yapıyordu. Kırklarelin’den, Bursa’ya koşturup, savaş muhacirlerine yardım bulup ulaştırıyordu. Vefa gösterilmesi elzem bir dost o. Benden ona her gün bir kahve ver. Altı aylık ücreti peşin ödeyeyim. Eser:
-Ben ondan arada verirse alıyordum. Söylediklerini bilmem iyi oldu, daha farklı bakacağım. Bakımlı meczup görüyordum. dedi.
‘Hind alt kıtada böylelerini Evliyadan görür dua dilenirler. Abdullah’ın haline üzüldüm. 'Mekanının bereketi şimdiden ışık saçıyor, Eser.’ dedim…
Bosnaya giden dostlara diyorum ki: Sarayova’yı, Başçarşı’yı gezip Sac börekçisinde böreklerinizi yedikten sonra Sebilden karşıya geçin. Soldaki dördüncü mekana girip Üniversite öğrencisi Eserin kıraathanesinde çayınızı içmenizi tavsiye ederim.
Akşam namazını Gazi Hüsrev Bey camiinde kıldım...
